Batı ve Orta Afrika’da son dönemde sonuncusu Nijer ve Gabon’da olmak üzere peş peşe dört askeri darbe yaşandı. Bu darbelerde (Gabon hariç) gündeme oturan asıl mesele darbelerin Fransa karşıtı olmasında kilitleniyor. Yakın zamana kadar tam bir darbeler ülkesi olan Türkiye’de ise geçmişte darbelerin mağduru olan kesimler Afrika’daki darbecilerden anti-emperyalist kahramanlar çıkarmaya çalışıyor.

Nijer’deki cuntacıların Fransız karşıtı (!) olmaları varsayımıyla parlatılmaları, Mali’deki darbe lideri İbrahim Traore hakkında “genç ve anti-emperyalist” güzellemeleri yapılması bölgenin tanınmadığının önemli göstergelerinden biri. Buna karşılık geçmişte Fransa ile yakın çalışan bu ülkelerdeki komutanların örneğin Mali ve Burkina Faso darbelerinde olduğu gibi üzerinden iki yıl geçmesine rağmen Fransa’nın bölgedeki çıkarlarına yönelik “yerli ve milli” bir hamle yaptığını henüz göremedik.

Fransa’nın bölgede emperyalist ve sömürgeci bir rol oynadığı muhakkak ancak söz konusu ülkelerde askeri darbelerin bir gelenek olduğu da bir gerçek. Dolayısıyla herhangi bir cuntanın iktidara el koyarken düşündüğü ilk şeyin anti-emperyalizm olduğunu söylemek saflık olacaktır. Buna karşılık Fransa ve Avrupa ise 2012’deki Mali örneğinde olduğu gibi darbelerin Batı tarafından terörist olarak nitelendirilen örgütlerin güç kazanmasını ve dolayısıyla Fransız çıkarlarının tehlikeye girmesini engellemek için bölgede seçimlerle gelen istikrarlı hükümetlere ihtiyaç duymaktadır. Zira Mali’deki 2012 darbesinin ardından yaşanan kaotik ortamda El-Kaide menşeli Ensaru’ş-Şeria örgütü, ülkenin kültür başkenti Timbuktu dahil önemli bir alanı kontrol altına alarak Fransa’nın bölgeye doğrudan askeri müdahalede bulunmasına sebep olmuştu. Sonuçta Ensaru’ş-Şeria tehlikesinin geçmesi ve Fransa’nın Mali’deki varlığını azaltması Mali ordusuna da yeniden siyasete müdahale fırsatı vermiştir.

Rusya sorunları çözer mi?

İşte bu kör döngünün kırılmak istenmesi kanaatimce Fransa ve Avrupa’nın temel hedeflerinden biridir. Zira darbe demek kaçınılmaz olarak kaos demek ve bu da yeni bir müdahale ve maliyet demek. Bu noktada yerel orduların döngüyü kırmak için siyasi hegemonyalarından vazgeçmemekle birlikte bir yandan anti-emperyalist görünürken bir yandan da konumlarını güçlendirmek bir başka emperyal güç olan Rusya’ya dayanmaları trajikomik bir durum.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Sorumlusu Josep Borrell, bu durumu görmüş olacak ki önceki gün İspanya’nın Toledo kentinde yapılan toplantı sonrası yaptığı açıklamalarda Afrika’daki darbecilere seslenerek “Rusya sorunlarınızı çözemez” dedi. Gerçekten de Rusya’nın sorun çözdüğü bugüne kadar görülmüş bir durum değildir. Ukrayna ve Suriye dahil çeşitli bölgelerde işgalci konumunda bulunan Rusya’nın sorun çözmek yerine yerel diktatörlükleri desteklediği gerçeği Suriye ve Libya’da Beşşar Esed ve Halife Hafter’e verdiği destekle kendini göstermiştir. Bununla birlikte, Fransız etkisinden kurtulmaları halinde sahip oldukları ancak Fransa tarafından sömürüldüğü söylenen doğal zenginliklerini kullanma noktasında teknik imkanlardan yoksun görünmektedir. Rusya’nın da bu imkanlara sahip olmadığı ya da en azından bu ülkelere pay vermeyeceğinin açık olduğu düşünüldüğünde Borrell’in aynı açıklamada yaptığı “Zaten Nijer, dünyanın en fakir ülkeleri arasında. Yaptırım uygulayarak Nijer halkını daha zor duruma düşürmek yerine diplomasiyi öncelemeliyiz” demesi anlam kazanmaktadır. Avrupa, yukarıda bahsettiğim teknik imkansızlığı görüyor ve nihayetinde darbecilerin Rusya’dan istedikleri verimi alamayacakları için muhtemel bir uzlaşı için diplomasi yolunu açık tutmaktadır.

Cezayir örneği

Hiç şüphesiz Afrika’da en parlak anti-emperyalist mücadeleyi Cezayir verdi. 1954’te sömürgeden kurtulan Cezayir, o tarihten beri Nasyonel-Sosyalist FLN’nin kontrolünde. Bir taraftan Fransız karşıtı görülen FLN öte taraftan özellikle Houari Boumedyen’in başlattığı Rusya ile yakın ilişkileriyle bu ülkenin dikkat çeken uydusu konumundadır. Bunun başat nedeni askeri yönetimin ülkede kendisine yetecek bir altyapı-teknik imkanı sağlama üzerinde çalışmak yerine kendisini iktidarda tutacak ilişkiler kurmaya yoğunlaşması yüzünden Cezayir’in çok da anti-emperyalist bir yönetim sergilediğini söylemek güç.

Dolayısıyla, askeri bir yönetimin olduğu bir ülke her şeyden önce kendi ordusunun işgali altındadır ve kendisini emperyalist hegemonyalardan kurtaracak gelişimi sağlamaktan uzaktır. Elbette, çözüm Fransız sömürgesindedir demeye çalışmıyorum ancak şu anti-emperyalist (!) darbecilerin içinde bulunduğu şartların doğru bir şekilde çözümlenmesinin yorum yaparken önemli bir perspektif vereceğini bilmek gerekir.