Temmuz ayına girerken yine o bildik can sıkıcı senaryoyla karşılaştık.
Köprü ve otoyol geçiş ücretlerine yüzde 18 oranında yeni bir zam yapıldı.
Bu ilk mi? Elbette hayır. Henüz Ocak ayında, yılın başında geçiş ücretleri yüzde 25,49 gibi ciddi bir oranda artırılmıştı. Yani biz vatandaşlar olarak, daha yılın yarısını yeni devirmişken aynı hizmete ikinci kez zam yemiş olduk.
İşin teknik boyutu bir yana, psikolojik ve ekonomik etkisi çok daha ağır. Eskiden şehirlerarası bir yolculuk planlarken sadece akaryakıt giderini hesaplardık. Bugünse bir yerden bir yere gitmek artık sadece yakıtla değil, otoyol ve köprü ücretlerini de cebimize koyduğumuzda neredeyse iki katına çıkan bir "seyahat vergisiyle" ölçülüyor.
Her zaman söylerim; enflasyonun en büyük tetikleyicisi kamu zamlarıdır. Sokaktaki esnafa, market rafındaki fiyata, tavuk firmalarına veya nakliyecilere kızıyor, tepkilerimizi dile getiriyor, gerekirse "fırsatçılık" suçlamalarıyla denetimler bekliyoruz.
Ancak köprüye, otoyola, elektriğe veya vergi kalemlerine doğrudan yapılan zamlar zincirleme bir reaksiyonla iğneden ipliğe her şeyin fiyatını yukarı çekiyor.
Sonra dönüp "Enflasyon bir türlü neden düşmüyor?" diye hayıflanıyoruz.
Buradaki çelişkiyi görmezden gelmek mümkün değil.
"Marketleri dizginleyeceğiz" diyerek kurulan Tarım Kredi Kooperatifleri, bugün fiyatlarıyla özel sektör marketleriyle adeta yarışır hale geldi. Bu kurumun kuruluş amacıyla geldiği nokta arasındaki uçurum ve yönetim kademelerinde yaşanan değişimlerin arkasındaki hikâyeler, aslında enflasyonun neden fren tutmadığının en somut kanıtlarından sadece biri.
Kamu sektörü, enflasyonla mücadelede öncü ve örnek olmak zorundadır ancak görünen o ki bazı birimler kendi bütçe dengelerini "Nasıl daha fazla kar ederim?" hırsıyla kurmaya çalışıyor.
Bakanına, vekiline veya Cumhurbaşkanı’na "Bakın, nasıl da kar ediyoruz" mesajı vermek adına yapılan bu zamlar, aslında halkın sırtındaki kamburu daha da ağırlaştırıyor.
Oysa enflasyonla mücadelenin ağır yükü zaten yıllardır dar ve sabit gelirlilerin omuzlarında. Dünya genelinde birçok ülke enflasyon belasını dizginlemeyi başarmışken, Türkiye'de bu mücadelenin lafta kalmasının en önemli sebebi, kamu otoritesinin şapkasını önüne koyup düşünmemesidir.
Gelin rakamlara bir kez daha bakalım.
Yıllık enflasyon yüzde 32 seviyelerinde seyrediyor, aylık bazda yüzde 0,99 gibi iyimser verilerden bahsediyoruz. Ancak bir tarafta aylık cüzi bir enflasyon rakamı dururken, diğer tarafta köprü ve otoyollara bir yıl içinde kümülatif olarak yüzde 48’e varan devasa zamlar yapılıyor.
Yılbaşındaki yüzde 25,49'luk artışın üzerine gelen bu yeni yüzde 18'lik yük, enflasyon sepetindeki gerçekliğin ne kadar dışında kaldığımızı ispatlıyor bana kalırsa.
Sonuç olarak vatandaştan fedakarlık beklerken, kamu bütçesinin açığını vatandaşa yansıtılan zamlarla kapatmaya çalışmak, ekonomik bir çözüm değil güvensizlik yaratan bir yöntemdir.
Eğer enflasyonla gerçekten mücadele edilecekse işe önce iğneyi kendine batırarak başlamak, kamu harcamalarında ve hizmet bedellerinde freni kullanmak şarttır.
Zira çarşı pazardaki fiyat artışları bir sonuçtur. Asıl sebepse maalesef Ankara'nın kendi koyduğu zamlı tarifelerin yarattığı o büyük baskıdır.
Artık kamu sektörü biraz şapkasını önüne koyup düşünmeli.
Çünkü sabır da bütçe de bir yere kadar.