6 Şubat depremleri, Cumhuriyet tarihimizin en büyük ve en yıkıcı acılarından biri olarak milletçe yüreğimizi yaktı. Böylesine devasa bir afet karşısında her birimizden beklenen; amasız, fakatsız bir milli birlik duruşu sergilemek, acıları ortak iradeyle sarmaktı. Ancak ne yazık ki afetin ilk anlarından itibaren sürecin seyri sadece dayanışmayla sınırlı kalmadı; eş zamanlı olarak çok farklı kulvarlarda yürütülen bir yıpratma savaşına tanıklık ettik.
Sosyal medya fenomenlerinden sanatçılara, oyunculardan gazetecilere ve siyasetçilere kadar geniş bir kesim, adeta aynı merkezden tek bir düğmeye basılmışçasına aynı söylem etrafında toplandı. Yürütülen bu senkronize faaliyetler, acıyı paylaşmanın veya yapıcı bir eleştiri sunmanın çok ötesine geçerek doğrudan devleti ve hükümeti hedef alan sistemli bir kampanyaya dönüştü.
Bu tablonun arka planına bakıldığında temel hedefin; devleti aciz göstermek, halkı yönetime düşman etmek ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan üzerinden yürütülen siyasi yıpratma stratejisini derinleştirmek olduğu açıkça görülmektedir. Kriz anında devletin ve milletin lehine hiçbir yapıcı adım atmayan, taşın altına elini koymayan bu kesimlerin tavrı, meselenin sadece sıradan bir muhalefet eleştirisi olmadığını kanıtlar niteliktedir.
Yerli ve milli bir muhalefet anlayışının, milletin en zor gününde bu derece yıkıcı bir üslubu ve yaklaşımı benimsemesi mümkün değildir. Karşımızdaki bu organize tablo, Türkiye’nin istikrarını hedef alan odakların ve dış yönlendirmelerin bir sonucudur. Felaket anında bile milli bünyeyi hedef alan bu tür girişimlere karşı dikkatli olmak ve büyük resmi görmek tarihsel bir sorumluluktur.