Yıllar önce İngiltere’de bir programa katılmak üzere bir İtalyan ve bir de İspanyol hanımefendi ile tren istasyonunda beklerken; bilet alan oldukça mini bir etek giymiş kadının gişede hareketlerinden rahatsız olduklarını ve söylendiklerini gördüm. Aklımdan “Bunlar için normal sayılacak bir giyim tarzını niye yadırgadılar” diye geçirdim. Sonra dayanamayıp sordum. Aldığım cevap “Bu kadarı da olmaz, dozajı kaçırmış” dediler. Sonra “Biz de bu tür manzaralara rastlamazsınız” diye açıklama yaptım.

Aradan yıllar geçti. Farklı zamanlarda İngiltere’ye gittim çok açık giyinenlerin oranında artışlar gördüm. Ancak bu var olanın biraz daha ilerisi sayılacak bir durum.

Yine yirmi yıl kadar önce bir belgesel çekimi için Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’a gitmiştim. Kadınların özellikle gençlerin büyük çoğunluğu aşırı derece kısa ve dar giysilerle dolaşıyorlardı ve daha fazlası da vardı. “Burası kadim Türk-İslam yurdu, bu kadar olmamalı” diye düşündüm. Sonra şehirde bulunan ilahiyat fakültesinin dekanı hocaya sordum: Hocam Kazan, Müslümanlığın en güzel yaşandığı şehirlerden birisiydi. Nasıl bu hale geldi? Hoca hüzünle şu ilginç cevabı vermişti: Siz komünizmin magazinini yaşadınız. Komünistler ailelerimizi, çocuklarımızı elimizden aldılar. Sokaklarda gördükleriniz, komünizmin bize yaptıklarının sonucudur.

Daha sonraki yıllar yine Kazan’a gitme imkanım oldu. Bu sefer tablonun olumlu manada değişimine şahit oldum. Güzel bir atasözümüz var “Kınama başına gelir” diye... Evet 20 sene sonra çıplaklıkta dünyanın önde gelen şehirlerini solladık. Bugün İstanbul sokakları çıplaklıkta Londra’yı, Paris’i ve New York’u geçmiş durumda. İspanyol ve İtalyan hanımefendilerin söylediği dozaj aşımının dik alasını yaşıyoruz.

Tarih öğretilirken dünyanın farklı bölgelerinde medeniyetten uzak kavimlerin “ilkel” olduklarını anlatırlar. Bu ilkel kelimesini de sevmiyorum ama başka bir konu. Onların çıplak dolaşmaları da ilkelliğin bir göstergesi olarak anlatılıyor.

Evet giyinmek bir kimlik ve medeniyet göstergesidir. Giyimli olmak insana şahsiyet kazandırır, güvenlik duygusu verir. Milletler tanımlanırken giyim kültürleri de önemli göstergelerden birisidir.

Bizim kültürümüzde giyimli olmak edepli olmakla eş tutulmuştur. Tarihimizde ve geleneğimizde giyim kuşama dair ne çok adabı muaşeret vardır. Turkuaz bizim rengimiz olarak bilinir. Peki, “Türk Kırmızısı”dan haberiniz var mı? Batılılar tekstilde kullandığımız Türk Kırmızısının formülünü öğrenmek için yıllarca peşimizden koşmuşlar. Türk gibi giyinerek bize benzemeye çalışmışlar. Şimdi biz onların bize öğrettiği çıplaklığı giyinerek nereye varacağız?

Moğolistan’ın Bayan Ölgi kentindeki şehir müzesinde Türk kavimlerin giydiği kıyafetleri görüp hayran kalmıştım. Yaklaşık 1500 yıl önce Altay Dağlarının eteklerinde yaşayan Türklerin ürettiği birbirinden şık ve renkli kıyafetleri bugün üretmek mümkün değil.

Peki bize ne oldu? Komünizm gibi büyük bir belayı da yaşamadık. Kaldı ki komünizmden çıkmış Moskova bile bizden daha muhafazakar...

Kadınları örnek almaya başlayan erkekler de yavaş yavaş soyunmaya başladılar. Otobüslerde, metrolarda kısa şortuyla bacak bacak üstüne atıp hayasızlık yapanların sayısı da artmaya başladı.

Bu yaşananları şunlara bunlara mal etmenin bir anlamı yok. Sayılar çok yüksek ve kimsenin umurunda değil.

Acaba okullara adabı muaşeret dersleri koysak bir faydası olur mu?

Aklıma gelen bir soruda madem kimsenin böyle bir meselesi yok ben mi abartıyorum. Bilmem ki siz ne düşünüyorsunuz?