Tarihsel miras, yalnızca göğsümüzde taşıdığımız bir övünç madalyası değil, omuzlarımızda hissetmemiz gereken ağır bir sorumluluktur. Geçmişimizle gurur duymak elbette hakkımızdır. Ancak bu gururun gerçek karşılığı, atalarımızın yaptıklarını anlatmak değil, onların ortaya koyduğu çalışma azmini, adalet anlayışını ve medeniyet idealini bugünün şartlarında yeniden hayata geçirmektir.
Öyleyse artık sözden eyleme geçmenin zamanı gelmedi mi?
Bir öğretmen, yetiştirdiği her öğrenciyi bu ülkenin geleceğine bırakılmış bir emanet olarak görmelidir. Bir öğrenci, yalnızca diploma almak için değil, ülkesine ve insanlığa değer katmak için öğrenmelidir. Bir esnaf, kazancının bereketini dürüstlüğünde aramalı; bir iş insanı, başarısını yalnızca elde ettiği kârla değil, ürettiği değer ve sağladığı istihdamla ölçmelidir. Bir kamu görevlisi, bulunduğu makamı ayrıcalık değil, millete hizmet sorumluluğu olarak kabul etmelidir. Bir yönetici, kendisine yakın olanı değil, işinin ehli olanı tercih etmelidir.
Çünkü bir milletin yeniden yükselişi, yalnızca büyük nutuklarla, görkemli törenlerle veya geçmişin zaferlerini hatırlamakla gerçekleşmez. O yükseliş; sınıfta hakkıyla verilen bir dersle, laboratuvarda sabırla sürdürülen bir araştırmayla, fabrikada üretilen kaliteli bir ürünle, mahkemede adaletle verilen bir kararla ve kimsenin görmediği yerde bile dürüst kalabilen insanların vicdanıyla başlar.
Bugün hepimizin kendimize sorması gereken sorular vardır:
Ülkemizin gelişmesi için hangi bilgi ve becerimizi artırıyoruz? İşimizi gerçekten hakkıyla yapıyor muyuz? Haksızlık karşısında susuyor muyuz? Çocuklarımıza yalnızca geçmişin kahramanlarını mı anlatıyoruz, yoksa onlara çalışkanlığı, dürüstlüğü, sorgulamayı ve sorumluluk almayı da öğretiyor muyuz? Eleştirdiğimiz yanlışların hangisini kendi hayatımızdan çıkarmayı başardık?
Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, geleceğimizin de cevabı olacaktır.
Artık geçmişin ihtişamını anlatmakla yetinmeyelim. Kütüphaneleri dolduralım, bilimsel araştırmaları destekleyelim, gençlerin fikirlerine değer verelim, üretimi ve yenilikçiliği teşvik edelim. Liyakatin önünü açalım, adaleti yalnızca kendimiz için değil herkes için isteyelim. Farklı düşünceleri düşmanlık sebebi değil, ortak aklı geliştirme imkânı olarak görelim. Eleştirmekten korkmayan, hatasını kabul edebilen ve doğrunun peşinden giden bir toplum olalım.
Her birimiz bugün küçük ama gerçek bir adım atalım. Bir öğrenci daha fazla okusun, bir öğretmen bir çocuğun hayatına dokunsun, bir yönetici hakkı gözeten bir karar versin, bir vatandaş çevresindeki bir soruna çözüm üretmek için sorumluluk alsın. Çünkü büyük medeniyetler, milyonlarca insanın günlük hayatında gösterdiği küçük ama kararlı erdemlerin üzerinde yükselir.
Unutmayalım: Vatan sevgisi yalnızca sözle ifade edilen bir duygu değil, çalışarak, üreterek, koruyarak ve adaletle davranarak yerine getirilen bir görevdir.
Yarının çocuklarına ve tarihine karşı mahcup olmak istemiyorsak, artık yalnızca “Biz kimin torunlarıyız?” diye sormayalım. Daha zor, daha anlamlı ve daha sorumluluk isteyen bir sorunun cevabını arayalım:
“Biz, gelecek nesillerin gurur duyacağı nasıl bir ecdat oluyoruz?”
Çünkü bizden öncekiler görevlerini kendi çağlarının şartlarında yerine getirdiler. Şimdi sıra bizde.
Bir gün torunlarımız geçmişe dönüp baktıklarında, yalnızca atalarımızın kazandığı zaferleri değil, bizim kurduğumuz okulları, geliştirdiğimiz bilimsel çalışmaları, ürettiğimiz teknolojileri, koruduğumuz adaleti ve gelecek nesillere bıraktığımız yaşanabilir bir ülkeyi de anlatabilmelidir.
Ecdadımıza layık olmanın yolu, onların gölgesinde yaşamak değil, onların açtığı ufkun ötesine geçebilmektir.
Ve tarih bir gün bizim sayfamızı açtığında, orada yalnızca büyük bir geçmişin mirasçıları olduğumuz değil, o mirasa kendi emeğimizle değer kattığımız da yazmalıdır.
Çünkü atalarımızla övünmek bize geçmişimizi hatırlatır; torunlarımızın bizimle övünebilmesi ise bugün ne yaptığımıza bağlıdır.