Bunu çam devirip üzerine çul seren Ümit Özlale deseydi “leyli de yar, loyluda yar, loy loy loy” diye tempo tutar geçerdim. Sonuçta “Ümit Özlale’dir, her ne dese yeridir”.

Bu sözleri Ali Mahir Başarır “hebele hübele” sarf etseydi, “Bizim tüp adam yine bir akrobatik performans sergilemiş” der geçerdim.

Ama konuşan, aslında nadiren konuşan Faik Öztrak!

Dedesi M. Faik Öztrak, mülkiyeli… Kuva-yi Milliyeci… İçişleri Bakanı…

Babası Orhan Öztrak eski Gümrük, Tekel ve İçişleri Bakanı.

Amcası Adnan Öztrak TRT’nin ilk genel müdürü.

Amca İlhan Öztrak eski Devlet Bakanı, Şefik İnan’ın kayınbiraderi ve Suut Kemal Yetkin’in damadı… O da İhsan Sabri Çağlayangil döneminde Devlet Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği mi vekilliği mi ne yapmış…

Torun Faik Öztrak’ı da gözüm bir yerlerden ısırıyor ama çıkaramadım!

Dahası var ama devam edemeyeceğim zira beynim yandı. Burada durmazsam neredeyse yazı arapsaçına döndü dönecek…

(Rahmetli annemden almamışım demek ki! O olsa bu bürokrasi soy ağacını bir çırpıda çözümler, kim kimin kaçıncı kuşaktan nesi olur tereyağından kıl çeker gibi açıklardı.)

Öztrak ailesinin tek bir DNA’i ziyan olmamış maşallah! Dede Öztrak’ın tüm zürriyeti bürokrasinin en üst noktalarına Onomatopoetik olarak ifade edeyim; 'Trak!' diye tüm bürokrasiye dağılmış! Yedi sülale bürokraside bunca makama geldiklerine göre vardır bir “trak”ları illa ki.

Hülasa…

Hiç sevmediğim ve beceremediğim şu “büyükanne” tarzı akraba ilişkilerini anlatmaktan hiç haz etmesem de neden değip geçtim, anlatayım...

Faik Öztrak’ın öyle sıradan bir aileden gelmediğini anlatabilmek için… Zira bürokrasi usul ve terbiyesi iliklerine kadar işlemiş bir isim.

Faik Öztrak’ın, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erişah Arıcan’a, “Erişah Hanım” diye hitap etmesi en hafifinden eksik bir hitap şekli!

Öztrak bakın ne demiş…

“Dostoyevski, ‘Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık’ demiş ya... Bürokraside de pek çok kurumun yöneticisi Erişah Hanım ve ekibinin paltosundan çıkmış...” dedi.

Birincisi… Bu cümlenin Dostoyevski’ye ait olup olmadığı kesin değil, tartışmalı.

İkincisi… Bir profesörün tez danışmanlığı yapması, onu akademisyenlerin her yaptıklarından sorumlu kılmaz.

Şimdi TBMM kürsüsüne çıkıp, “Eyyyy üniversite hocaları! Siz siz olun, bundan böyle babanızın oğluna bile tez danışmanlığı yapmayın!” mı demek lazım?

Böyle sığ, çağ dışı, dar görüşlü bir bakış açısı olabilir mi?

Yedi ceddi üst düzey bürokraside bulunmuş bir siyasetçiden böyle bir söz mü tezahür etmeliydi şimdi?

Bakın ben arkadan iş çeviren “kalleşleri” sevmem! Alttan alttan laf sokanları da…

O yüzden açıkça soracağım.

Fon krizi ile Berat Albayrak ilişkisi kurmak için “saksıyı” bayağı bir zorlamış olmalısınız şehzade Faik Öztrak! Ne yani “En büyük Ali Babacan, başka büyük yok!” mu dedirtmek için hepsi?

Hadi ama… Bu aralar TV kanallarına çıkarılıyor, ortada geziyor… IMF ve BM’den gelen alçak basıncın etkisiyle bir Ali Babacan rüzgârı estiğini fark etmiyor değilim. Bir de Berat Albayrak’ı işin içine çekerseniz çok daha güzel olacak.

Eminim bu zorlama twitinizi okuyunca Prof. Dr. Erişah Arıcan bir yaşına daha girmiştir!

O değil de ben de sizin hakkınızda “Dostoyevski, ‘Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık’ demiş ya... Bürokraside de pek çok kurumun yöneticisi, Öztrak hanedanlığının paltosundan çıkmış...” desem hoşunuza gider mi?

Kaldı ki şayet birine “Gogol’un Paltosundan” çıktı denilecekse bu en başta sizsiniz Faik Bey!

Amcanız dedenizin, babanız dedenizin, siz babanızın ve amcalarınızın paltosundan çıkmışsınız! Sizin soy ağacınıza bakılınca “Erişah Hanım ve ekibi” kim ki?

Ayrıca -Dostoyevski’nin sözü olduğunu varsayarsak- bir de Stefan Zweig’in “Yalnızlığın Keşfi” eserinden okursanız, bu sözün aynı zamanda o dönem Rusya’sında var olan bir 19. yy entelijansiyasının “şeytanlaştırılması” ve eleştirisi de olabileceğini yani verdiğiniz örnekle çok da bağlantılı olamayacağını da anlamış olurdunuz.