Gelelim millî istihbarat kavramına... Millî istihbarat, yani uluslararası istihbarat, karşı devletlerin ve dahası düşman devletlerin gücünü ve her türlü hareket durumunu takip ederek mevcut bilgileri toplamak ve bunları değerlendirmektir.
Genellikle istihbarat teşkilatlarının öncelikli amacı, yürüttükleri uluslararası çalışmalarla siyasal yöneticilere ve devlet başkanlarına karar almada yardımcı olacak raporlar sunmaktır. Bu raporlar belirli bir sistem doğrultusunda hazırlanır. Süreç, raporda kullanılacak bilgilere karar verilmesi, bu kararlar doğrultusunda gerekli verilerin toplanması ve toplanan bilgiler üzerinde gerekli analizlerin yapılması aşamalarından oluşur.
Özellikle Türkiye gibi büyük ve çağdaş ülkelerde siyasal istihbarat oldukça büyük bir önem taşır. Partisel örgütlenmeden siyasal figürlerin ayrıntılı yaşam detaylarına kadar birçok unsuru kapsar. Bunun ardından son derece kapsamlı bir çalışma gerektiren askeri istihbarat gelir. Bu çalışmalar, ülkelerdeki askerî birliklerin iç çalışma sistemlerinden her türlü operasyonel işleyişe kadar geniş bir yelpazede yürütülür.
Yukarıdaki örneklerin haricinde, istihbarat toplamanın pek çok çeşidi ve yöntemi bulunmaktadır. Bu bağlamda uluslararası yazılı basın, radyo ve televizyon yayınları ile resmî devlet raporlarından sıklıkla faydalanılır. Ayrıca uydular, şifresi çözülen gizli haberleşmeler ve yabancı ülkelerdeki ajanlar, ajanslar aracılığıyla profesyonel yöntemlerle bilgi toplanır.
Görüldüğü üzere istihbarat kavramı oldukça kapsamlıdır, hem iç politikada hem de uluslararası alanda güçlü olabilmenin olmazsa olmazıdır.
İstihbaratın kökeni dünya üzerinde milattan önceki dönemlere kadar uzanır. Varoluştan itibaren toplumsal yaşamla birlikte düşmanın hamlelerini önceden öngörme ihtiyacı doğmuş, bu gereksinim istihbarat ve bilgi toplama faaliyetlerini önemli kılarken ilk istihbarat örgütlerinin kurulmasına da zemin hazırlamıştır.
19. yüzyılın başlarına kadar iç ve dış istihbarat arasında keskin bir ayrıma gidilmemiştir. Ancak II. Dünya Savaşı döneminde siyasi faaliyetlerin ve cephe gerisi savaşlarının artması, istihbarat servislerinin uluslararası boyutta kritik bir konuma gelmesini sağlamıştır. Bazı tarih otoriteleri I. Dünya Savaşı'nın zayıf istihbarat altyapısı nedeniyle çıktığı konusunda birleşmektedir. Bu eksiklik II. Dünya Savaşı için büyük bir ders olmuş, havacılık ve elektronik alanındaki teknolojik ilerlemeler, uluslararası istihbaratı kaçınılmaz kılmıştır. 1920 ile 1930 yılları arası, istihbarat örgütlerinin özellikle uluslararası alanda hızla genişletildiği dönemdir.
II. Dünya Savaşı sonrasında, yani Soğuk Savaş yıllarında devletler doğrudan ordularıyla savaşmak yerine istihbarat örgütleri vasıtasıyla mücadele etmişlerdir. Günümüzde ise istihbarat servisleri dünya dengelerini değiştirebilecek devasa birer güç haline gelmiştir.
Türk istihbaratının geçmişine baktığımızda, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Teşkilat-ı Mahsusa ile temelleri atılan modern Türk istihbaratı, Millî Mücadele yıllarında MİH (Muavenet-i İhfiye) ve Felat Grubu gibi bilinen kayıtlı olanların haricinde, sadece durumları devletin yetkilileri ve yöneticileri tarafından bilinen ancak halk tarafından hiç duyulmamış teşkilatlar (Hüdhüd Teşkilatı) ve yapılarla Kurtuluş Savaşı'na yön vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla birlikte bu yapılar evrilmiş ve nihayetinde 1926 yılında kurulan Millî Emniyet Hizmeti Riyaseti (MAH), bugünkü Millî İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) temelini oluşturmuştur. MİT, günümüzde bölgesel ve küresel çapta etkin bir aktör olarak konumlanmaktadır.
Dünyada dengeleri değiştiren başlıca istihbarat servisleri şunlardır:
CIA (Merkezi Haber Alma Teşkilatı) - ABD
KGB / SVR (Devlet Güvenlik Komitesi) - Rusya
MI5 / MI6 (Askeri İstihbarat Birim 5 ve 6) - İngiltere
DGSE (Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü / Eski adıyla SDECE) - Fransa
Çin Gizli Servisi
Kore Gizli Servisi (Model olarak Amerikan CIA teşkilatı örnek alınmıştır)
Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) - Türkiye
Özellikle İngiliz istihbarat örgütü üst düzey gizlilik ağıyla tanınır. Güvenlik servisi ve gizli haber alma servisi olarak bilinen bu yapıların iç işleyişleri hakkında kamuoyuna çok az bilgi yansır. Fransa ve diğer Batı Avrupa ülkelerinin istihbarat servisleri de büyük ölçüde İngiliz ekolünün gizlilik prensiplerini benimsemiştir. İstihbarat tarihine yön veren ve adını bu alanda çalışanların ezbere (veya karanlık operasyonlarla) bildiği bazı önemli figürler şunlardır.
Richard Sorge (1895–1944), Sovyetler Birliği adına Nazi Almanyası'nın Japonya Büyükelçiliğinde gazeteci kisvesiyle çalışan bir ajandır, II. Dünya Savaşı sırasında Japonya'nın Sovyetler Birliği'ne doğudan saldırmayacağını ve Hitler'in Barbarossa Harekâtı'nın tarihini Moskova'ya önceden bildirerek tarihin akışını değiştirmiştir.
Virginia Hall (1906–1982), II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere'nin Özel Harekât İcraatı (SOE) ve daha sonra Amerikan OSS için Fransa'da Nazi karşıtı direniş ağı ören protez bacaklı Amerikalı casustur. Gestapo'nun "en tehlikeli müttefik casus" ilan ettiği isimdir.
Eli Cohen (1924–1965), İsrail'in Mossad teşkilatının Suriye'de yıllarca üst düzey bir devlet yetkilisi Kamil Amin Tabet kimliğiyle sızmayı başaran bir casusudur. Suriye askerî stratejisi hakkında Tel Aviv'e aktardığı bilgiler, 1967 Altı Gün Savaşı'nda İsrail'in zafer kazanmasında büyük rol oynamıştır.
Kim Philby (1912–1988), İngiliz MI6'nın üst düzey yöneticilerinden biri olmasına rağmen, gizli bir Sovyet ajanı olduğu sonradan ortaya çıkan çift taraflı casustur. Soğuk Savaş döneminde Batı istihbaratına en büyük darbeyi vuran isimlerden biridir.
Türkiye’den de bir iki önemli istihbarat başarısı göstermek gerekirse aslında saymakla bitmeyecek başarılı operasyonlarımız var. Bulunduğumuz coğrafi konum gereği, dünyada istihbarat konusunda en aktif çalışan ülkelerin en başında Türkiye gelmektedir. Yıllarca terörle mücadele eden Türkiye her zaman aktif ve uyanık olmak zorundadır.
Yıl 2014 , Musul Konsolosluğundaki 49 Türk vatandaşı, konsolosluk çalışanı ve diplomatları DEAŞ örgütü tarafından rehin alınmışlardı . Bu konuda MİT ilgili birimleri çok titiz ve hassas bir süreç yönetti. Tamamen saha istibaratına dayanan bu süreçte en ince ayrıntısına kadar yapılan hesaplardan sonra hiçbir zayiat verilmeden tüm vatandaşlar sağ olarak kurtarılmış ve ülkeye getirilmiştir. Bu operasyon tüm istihbarat çevrelerince kriz yönetimi ve inisiyatif alma becerisini gösteren bir ders niteliğinde örnek alınmıştır.
Yıl 2024, daha geçmişe gitmeden yakın tarihimizde yaşanan 2024 yılında Mossad’a bağlı ülkemizdeki hücrelere yönelik deşifre operasyonu. Bu iç istihbaratın en mükemmel çalıştığı örneklerden biridir. Ülke topraklarımızda yaşamak için gelen, özellikle kendi ülkelerinde muhalif olan göçmenler veya çalışmak için gelenler, diğer ülkelerin istihbaratları tarafından kullanılmak istenmektedir. Ancak MİT tarafından sıkı takipler neticesinde bu yabancı ajans şebekeleri imha edildi ve çok sayıda casus suçüstü yakalandı . Bu operasyon MİT’in yurt içi istihbaratının gücünü ve kararlılığını göstermiştir.
Uluslararası istihbaratın önemini daha da vurgulamak adına, eski bir CIA ajanı olan Susan Lindauer'in yaşanan 11 Eylül saldırılarının perde arkasıyla ilgili yaptığı çarpıcı açıklamaları hatırlamak gerekir.
“Saldırının yapılacağından Nisan 2001’de haberdar olmuştum. Olayın nasıl gerçekleştirileceğini aylar önce CIA’den öğrenmiştim. Bu operasyonun adı ‘Sahte Bayrak’ operasyonuydu ve olacaklar önceden bilinmekteydi. Bizim dilimizde bu bir aldatma operasyonuydu, aynı zamanda psikolojik bir operasyondu.
11 Eylül’ün gizlenmesi sürecinde hedef gösterildim çünkü saldırıdan nisan ayında haberdar oldum. O sıralarda Birleşmiş Milletler’de Irak ve Libya dosyalarına bakıyordum. Irak misyonundaki diplomatik bağlantılarımdan bir tehdidin varlığını bildirmeleri istenmişti. Onlara, eğer uçakların kaçırılıp Dünya Ticaret Merkezi’ne çarptırılmasıyla ilgili herhangi bir komplo keşfederlerse bunu arka kanallarımızdan bize bildirmelerini, aksi takdirde onları taş devrine döndürene dek bombalayacağımızı söyledik. Bunlar olurken ambargolara çok karşıydım ve Irak halkının durumunu iyileştirmek için çalışıyordum. Irak Büyükelçiliğinin ve Irak Hükümeti’nin en tepesine kadar ne yaptığımı tam olarak bilen gizli bir arka kanalım vardı, onlar da benim kim olduğumu ve ne yaptığımı çok iyi biliyorlardı. Diplomasi ve diyaloğun çatışmaları çözmek için en iyi yol olduğuna inanıyorum. En azından buna çaba gösterdim. Irak halkı adına da çok üzgünüm ama elimden geleni ardıma koymadım, maalesef başarısız oldum.”
Kısacası Lindauer, 11 Eylül'ün Irak’a savaş ilan etmek için bir bahane olduğunu ve elinde bunu kanıtlayacak başka deliller bulunduğunu savunuyordu.
“Bu bir sahte bayrak operasyonuydu (yanıltma harekâtı), daha aylar öncesinden bilinmekteydi. Bütün gözler Dünya Ticaret Merkezi’ne doğru uçan uçaklardaydı fakat gerçek eylem kontrollü yıkımdı. Yani bu, istihbarat düzeyindeki birilerinin koordinasyon içinde olduğu, pilotları eğittiği ve bunun olmasına müsaade ettiği anlamına geliyor. Aynı zamanda Dünya Ticaret Merkezi’ni ve Amerikan hava sahasını koruyacak bütün koruma unsurlarını (uçakları hemen düşürebilecek jet sistemi olan NORAD gibi) uzaklaştırıyorlardı. Yapılabilecek çok basit şeyler vardı ve bunların hepsi bloke edildi. Tüm bunlara ilaveten, üçüncü adım olarak da binaya patlayıcıların yerleştirilmesi geliyordu.
2001’in tüm yaz boyunca bana uçak kaçırmaları ve patlayıcılı saldırılar beklememiz gerektiği söylenmişti. Saldırı gerçekleştiğinde New York’ta olursam Dünya Ticaret Merkezi’ne gitmemem gerektiği söylenmişti çünkü uçakların çarpmasından sonra binaların patlayıcılarla çökertileceğini biliyorlardı. Patlayıcıları nereden bulabileceklerini konuştuğumuzda ‘’herhangi bir askerî mühimmat deposuna giderek askerî bir kimlik gösterip patlayıcıyı dışarı çakarabilirsiniz’’ denmişti.
Tüm bunların halkın geneli tarafından bilinmemesinin sebebine gelince, bunlar aslında 11 Eylül Gerçekleri Komitesi tarafından biliniyor fakat genel kamuoyundan saklanmasının nedeni, George Bush’un hakikati tamamen örtbas etme kararı alarak beni vatana ihanet yasası gereğince tutuklatmış olmasıdır. Bu yasa gereğince tutuklanan Arap olmayan ikinci Amerikalıyım. Carvell’deki hava üssüne, Pakistanlı Aafia Siddiki’nin hapsedildiği yere kilitlendim. Orası bütün siyasi kadın mahkûmların tutulduğu yerdir.”