Savunma sanayi çoğu zaman yanlış anlaşılır. Güçlü olmak, saldırgan olmakla karıştırılır. Oysa savunmanın asıl amacı savaşmak değil, caydırmaktır. Yani gücü göstermek değil; o gücü kullanmaya gerek bırakmamaktır. Gerçek güç, karşı tarafı çatışmaya girmeden durdurabilme kapasitesidir.

Güçlü bir savunma, savaş ihtimalini azaltır. Çünkü zayıf görünen ülkeler tehdit edilir, güçlü olanlar ciddiye alınır. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Savunma kapasitesi yüksek olan ülkeler, kriz anlarında daha soğukkanlı hareket edebilir; çünkü seçenekleri vardır. Güç, paniği değil dengeyi getirir.

Bir ülke kendini koruyabiliyorsa, masada da güçlüdür. Diplomasi yalnızca sözle yapılmaz; arkasında durabilecek bir kapasite gerektirir. Savunma sanayi bu yüzden sadece askeri değil, siyasi bir araçtır. Karar alma özgürlüğünü genişletir, dış baskılara karşı direnci artırır.

Savunma sanayi, bağımsızlığın teminatıdır. Kendi teknolojisini üretemeyen, başkasının şartlarına mahkûm olur. Kriz anında kapılar kapanır, tedarik durur, kararlar etkilenir. Yerli ve milli savunma kapasitesi, bir ülkenin sadece sınırlarını değil; iradesini de korur.

Güç, kullanıldığında değil; kullanmaya gerek kalmadığında anlamlıdır. Asıl başarı, savaşmadan kazanabilmektir. Ve gerçek savunma, silahların değil; aklın, stratejinin ve uzun vadeli vizyonun eseridir.