İlk önce sosyal medyada yankılandı. “Haydi Çocuklar Camiye” diye. Sosyal medyanın da etkisiyle hızla yayıldı. Tabanda karşılık buldu.

Afişlerle desteklendi. Duyarlı okul müdürleri okullarında, cami imamları kürsülerinde konunun üzerinde hassasiyetle durunca, biraz daha ete kemiğe büründü.

On gün sürecek olan bu kampanya 21 Ocak-31 Ocak tarihleri arasında uygulanacaktı. Çocuklar on süreyle camilere koşacaklar, camide kıldıkları namaz başına puan alacaklar ve puanları karşılığında bir ise ödül.

Okulların 18 Ocak’ta yarıyıl tatiline girmesi ile gözlerimiz kampanyanın başlama tarihi olan 21 Ocak Pazartesi sabah namazını beklemeye başladı. Bir heyecan fırtınası başlamıştı. Meraklı gözler sabah namazını bekliyordu. Camilerimiz masun ve tertemiz misafirlerine on süreyle ev sahipliğine hazırlanıyordu. Camilerimizin duvarlarında bekleyenlerin kalp atışları yankılanıyordu. Cami hazır, imam hazır, cemaat hazırdı.

21 Ocak Pazartesi sabahı alaca karanlıkta saflar dolmuş, cansız duvarlara can gelmişti. Yorgun bedenimiz bu olaya şahitti. Tam kırk çocuk cıvıl cıvıl camimizde, baharın muştusunu getirmişlerdi. Ilık ılık esen sam yeli içimizi ısıtmış, sahralardan gül kokularını taşımışlardı.

Camilerimiz ve gönüllerimiz yavrularımızla neşelenmişti. Anlatacak kelimler bulunmazken cami imamımızın şu sözleri hislerimize tercüman olmaya yetiyordu;” otuz beş yıllık imamım böyle bir şey görmedim. Anlayabiliyor musunuz! Sabah namazında ilk safta kırk çocukla namaz kılmak. Aman Allah…”

Tam kırk çocuk. Kırk Ebabil kuşu, kırk bembeyaz güvercin. Yanı başımızda, sağımızda solumuzda, omuz omuza aynı safta. Bir anda camilerin kaderi değişmişti. Duvarlarına bir gülümseme gelmişti. Beş vakit namazda cami cıvıl cıvıl, caminin kubbelerinde çocuk sesleri. On gün bu seda eksik olmadan yaşandı.

Bu kampanyanın akis etkisi de büyük oldu. İlk etki alanı babalar oldu. Adeta çocukları babalarının ellerinden tutarak camiye getirdi. Çocuk alaca karanlıkta kalkıp caminin yolunu tutunca baba utandı yatmaktan. O da kalktı çocuğunun yanı başında caminin yolunu tuttu. Çocuklarımız davranışları ile büyüklerine birer örnek olmuşlardı. İlk kez baba ile oğul beraber zaman geçirmeye başlamıştı. Kol kola cami yolunda, ilk safta omuz omuza. Oğul babayı, baba oğlunu yeniden keşfetti bu süreçte.

İkinci etki alanı “mahalle çocuğu” kavramını hatırlattı. Mahalle sakinleri birbirini tanıma fırsatı buldu. Apartmanlara sıkışan çocuklar, mahallesindeki çocukları fark etti. Akşam namazı ile yatsı arasında camide kalarak birbirlerini tanıdılar ve beraber oyunlar oynadılar. Bu oyunlara cami cemaati, büyükler de eşlik etti. Üç kuşak ilk kez hem safta hem de oyunda beraber oldu. Yapılan ikramlarla gönülden gönüle köprüler kurdular.

Üçüncü etki alını ise psikolojik oldu. Umutlar yeniden yeşerdi. Dalların meyveye durması, yaşlı cami cemaatine gençlik aşısı oldu. Karamsarlığımızı silip süpürüp attı. Yeni bir muştu getirdiler. Yeniden dirilişi gördük. Gelecekte bayrağı teslim alacak gençliğin ayak seslerini duyduk. Tohumların filizlenişine şahit olduk. Yeniden medeniyet iddiamızın varlığını hatırladık. Geleceğin aydınlığında ısındık.

Zemherinin ortasında camilerimiz erken baharı yaşadı, yaşattı. Emeği geçen herkesten Allah(cc) razı olsun. Şimdi aman dikkat diyorum. Eğer bu çocuklarımızı ödüllendirmede cömert davranamazsak, beklentilerine cevap veremez, bir hayal kırıklığına sebep olursak, aşımızın tutması bir başka bahara kalır ki işte o zaman yazık olur.

Şimdi biraz daha cömert olmanın tam vakti…