Türkiye, yaklaşık yarım asırdır sırtında taşıdığı terör yükünü tarihin çöplüğüne göndermeye hazırlanıyor. Bu yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Bu; ekonominin nefes alması, demokrasinin güçlenmesi, milletin kardeşliğinin pekişmesi ve devletin enerjisini gerçek hedeflerine yöneltmesi demektir.
Normal şartlarda, kendisini vatansever ve milliyetçi olarak tanımlayan herkesin bu hedefe kayıtsız şartsız destek vermesi beklenir.
Fakat görüyoruz ki bazı siyasetçiler tam tersini yapıyor.
Terörün konuşulmaması gerekirken gerilimi, kardeşliğin konuşulması gerekirken ayrışmayı, huzurun konuşulması gerekirken öfkeyi gündemde tutmaya çalışıyorlar.
İnsan sormadan edemiyor:
Huzurdan kim rahatsız oluyor?
Çünkü siyasetin amacı, milletin sorunlarını çözmektir; çözümsüzlükten siyasi rant devşirmek değildir.
İktidarı eleştirmek demokrasinin gereğidir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak eleştiri adı altında toplumu sürekli tahrik etmek, etnik hassasiyetleri kaşımak ve milletin sinir uçlarıyla oynamak, muhalefet değil; toplumsal sorumluluktan uzak bir siyaset anlayışıdır.
Terör örgütlerinin elli yıldır başaramadığı şeyi, sert ve kutuplaştırıcı siyasi söylemlerle başarmaya çalışmanın bu millete hiçbir faydası yoktur.
Türk ile Kürt, bu topraklarda bin yıldır aynı kaderi paylaşmıştır. Aynı cephede savaşmış, aynı bayrağa sarılmış, aynı ezanı dinlemiş, aynı vatana gözünü kırpmadan can vermiştir.
Bu kardeşliği zayıflatacak her söz, her tavır ve her siyaset dili, kimin ağzından çıkarsa çıksın dikkatle sorgulanmalıdır.
Daha da düşündürücü olan ise şehitlerimizi ve gazilerimizi günlük siyasi polemiklerin malzemesi hâline getirmektir.
Şehitler bu milletin ortak değeridir.
Gaziler bu milletin ortak onurudur.
Onların hatırasını siyasi rekabetin parçası yapmak ne milliyetçiliktir ne de vicdandır.
Gerçek milliyetçilik, milleti birbirine düşürmek değildir.
Gerçek milliyetçilik, terörün tamamen bittiği güçlü bir Türkiye bırakabilmektir.
Gerçek milliyetçilik, gençlerin dağlarda değil üniversitelerde, fabrikalarda, laboratuvarlarda ve teknoloji merkezlerinde geleceğini inşa etmesini sağlamaktır.
Bugün herkes aynı soruya samimiyetle cevap vermelidir:
Terör biterse kim kaybedecek?
Kardeşlik güçlenirse kim siyaset üretemeyecek?
Huzur hâkim olursa kim korku siyaseti yapamayacak?
İşte bütün mesele burada düğümleniyor.
Çünkü kavga üzerinden siyaset kuranlar, huzurdan hoşlanmaz.
Kutuplaşmadan beslenenler, birlikten rahatsız olur.
Millet omuz omuza verdiğinde ise nefret dili kendiliğinden etkisini kaybeder.
Türkiye artık eski Türkiye değildir.
Millet de artık kırk yıl önceki millet değildir.
Bu ülkenin ihtiyacı yeni cepheler açmak değil, kapanmamış yaraları iyileştirmektir.
Bu ülkenin ihtiyacı slogan değil, sağduyudur.
Bu ülkenin ihtiyacı öfke değil, birliktir.
Ve unutulmamalıdır ki, terörsüz bir Türkiye'ye karşı çıkmak, sadece bir siyasi tercihi değil; milletin huzur beklentisini de sorgulamayı gerektirir.
Bugün saf tutulacak yer; gerilim değil, huzurdur.
Kavga değil, kardeşliktir.
Çünkü kazanan siyasetçiler değil, Türkiye olmalıdır.