Eyüpsultan'da Heybe'ye yazı yazmaya giderim. Kitap okumak içinse bir çayhaneye varırım. Broch'un Büyülenme romanı elimde bir tabure çekip oturdum çayhanede. Müdavimler sohbet ederken dalıyorum kitaba. Gisson Ana altın arayıcılarına verip veriştirirken yan masada oturan amcanın bir arkadaşı geldi:
"Cübbeli’yi ifadeye çağırmışlar!" diye başladı.
Meğer yalnız oturan amca biri gelse de çıbanı dürtse, içinde ne var ne yok döksem, diyormuş:
“Çağıracaklar tabii... O silahlananlardan bizim de haberimiz var. Hem 15 Temmuz gecesi valilikler yüz bin silah dağıttı. Adamın biri cinayet işlemiş, ‘Silâhı nereden aldın?’ dediklerinde, ‘Valilik dağıtmıştı’ dediydi ya” diye başladı...
“Millet bilmiyor mu? Biliyor da susuyor işte. Hem o Karadeniz’deki gaz da fos!
Herkesle kavgalıyız. Iran-Irak Savaşı’nda tarafsızdık, kazandık! Yunan’a düşman, Rus’a düşman, ya hu Mısır’a düşman! Bunlar ne biçim adamlar?! Fransız’la bile kavga ediyor! Daha fazla koltukta kalmak için! Geçen okudum, imam alacaklarmış. Arkadaş 120 bin cami var, 80 bin okul var. Camiler açık, okullar kapalı! O kadar makam arabası var, o kadar koruma var. Bu kadar para nereden bulunur? ...tiri ...tan adamların altında makam arabası. Bunların parası hep bizim üstümüzden çıkıyor.”
Broch susmuş, ben susmuşum, Macron, Tayyip Erdoğan, hayat susmuş yaşı kemale ermiş birinin hayat hakkındaki muhteşem tespitlerini şaşkınlıkla ve ibretle dinliyorduk. Büyülenmiş ve aydınlanmıştım. Çok cahildik ve ömrümüz boşa gitmişti. Binlerce kitap okusam bile yaşlı amcanın ulaştığı irfan seviyesine ulaşamayacaktım. Öyle ya bir ayağı çukurda olsa bile adam memleket meselelerini düşünüp fedakârlık yapıyordu.
Kalktım. İki çay, bir su, deyip 5 TL verdim çaycıya. Çok kızdım kendime... Hep bir hikmet arayacağıma ben de ona buna sövebilirdim. Hem içimi döker, rahatlardım.
Valla ne deyim, bunların hepsi kâğıt oynamadığım içindi. Ana muhalefet parti başkanı haklıydı. Yeni deste getirmiyorlar, kâğıt oynayamıyorlar... Kupa as bir gelse! Ah işte yeni deste gelseydi hayat ne güzel olacak, hükümeti düşürecek, Akdeniz’e, Anadolu’ya, Avrupa’ya, dünyaya barışı getirecektik!
Amcayı az daha dinlesem, aşı bulundu ama hükümet saklıyor, dediğini bile duyacaktım. "Varlığını günübirlik siyaset üzerinden ikame etmenin farz olduğunu bir ömür üzerinde kambur gibi taşıyan her kim ise ömrü ziyan olmuştur bey amca" diyemeyecektim.
O çayhaneye bir daha gitmeme gerek kalmadı. Çünkü bugün öğrendiklerim bir ömür fazlasıyla yeter de artar, zekâtıyla bir milyon insan aydınlanır.
...
Yaza yaza susacağız,
Vererek kazanacağız,
Vazgeçerek arınacağız,
Sabrederek koruyacağız,
Şükrederek ödeyeceğiz,
Bize yük olan ötekine şifadır, diye
Paylaşacağız,
Sövmeyip sayacağız,
Oruç bizi tutacak ki
Ağır ağır acele ederek
İnsan olacağız/kalacağız.
…
Yol, gittikçe zorlaşıyorsa; menzil hayli mübarek, hayli güzel, hayal edilemeyecek kadar muhteşem.
Ve her şey bir kader iledir.
Allah’ın dediği olur!