Değerli dostlar, değerli okuyucular; Türkiye’de bazı dönemler vardır ki, üzerinden yıllar geçse de gerçekleri tam anlamıyla yazılamaz. Çünkü o gerçekler; sadece siyasetle değil, güçle, dengeyle ve devletin bekasıyla ilgilidir.
2016–2017 DÖNEMİ İŞTE TAM OLARAK BÖYLE BİR SÜREÇTİ.
O günlerde kamuoyu, meydanlarda atılan sloganları, yapılan mitingleri ve sert çıkışları izliyordu. Ama sahnenin arkasında çok daha büyük bir denklem kuruluyordu. Amaç; dağınık duran milliyetçi damar ile iktidar tabanını aynı çizgide buluşturmak, kontrolsüz alanları kontrol altına almaktı.
Bazı isimlerin sahaya sürülmesi, sert söylemlerle belirli kitleleri yönlendirmesi, sadece “kişisel çıkış” değildi. Bu, bir stratejinin sahadaki yansımasıydı. Ve o strateji, Türkiye’nin iç dengelerini yeniden kurmaya yönelikti.
Ancak asıl kırılma noktası, siyasetin gölgesine düşen bazı kritik dosyalarda yaşandı.
Uluslararası bağlantıları olan, içinde siyaset, bürokrasi ve farklı güç odaklarının geçtiği dosyalar…
Bir anda büyüyen, sonra bir anda sessizliğe gömülen süreçler…
PEKI BU NASIL OLUYORDU?
Bir dosya nasıl bu kadar büyüyüp sonra bu kadar hızlı sönüyordu? Bazı davalar neden yön değiştiriyordu? Bazı aktörler neden bir gecede pozisyon değiştiriyordu?
Bu soruların cevabı, Türkiye’de “görünmeyen mekanizma” dediğimiz yapının içinde saklıdır.
Devlet, bazen açık hamle yapmaz. Bazen mahkeme salonunda değil, kapalı kapılar ardında çözüm üretir. Bazen bir krizi bastırmak için değil, kontrol altına almak için hareket eder. Ve en önemlisi… Bazı süreçlerde kazanan ya da kaybeden yoktur; sadece “kontrol altına alınan” vardır.
Türkiye’de bu tür süreçlere yakından temas etmiş olanlar şunu çok iyi bilir: Görünen hikâye ile gerçekte yaşanan arasında her zaman ciddi bir fark vardır.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, o dönemde yaşanan birçok olayın aslında birbirinden bağımsız değil, aynı büyük denklemin parçaları olduğu daha net görülüyor. Ama bazı gerçekler vardır ki; Ne tamamen inkâr edilir… Ne de tamamen anlatılır…
Sadece bilen bilir. Ve çoğu zaman susar.
Değerli dostlar, son sözüm değişmez: Allah vatana millete zeval vermesin. Vesselam .