Türkiye’de yıllardır bilinçli olarak kurulan bir denklem var:
Ya susacaksın… ya da yaftalanacaksın.

ABD’yi eleştirirsen “marjinal”…
İsrail’e karşı çıkarsan “tehlikeli”…
Ve eğer biraz daha ileri gidip “emperyalizme karşıyım” dersen…

Hemen hüküm veriliyor:
“İrancı.”

Hayır!

Açık ve net söylüyorum:
ANTİEMPERYALİST OLMAK SİZİ İRANCI YAPMAZ.

Bu, bu ülkenin zihin dünyasına sokulmuş en kirli, en hesaplı algı operasyonlarından biridir.

BU OYUN YENİ DEĞİL

Bu tuzak bugün kurulmadı.

Soğuk Savaş’tan beri aynı yöntem uygulanıyor:

  • Bağımsızlık diyenleri “tehlikeli” ilan et
  • Emperyalizme karşı çıkanları “öteki” yap
  • Halkın reflekslerini mezhep ve kimlik üzerinden böl

Türkiye’de bu oyun özellikle 1980 sonrası derinleştirildi.

Çünkü bu coğrafyada bir gerçek var:
Eğer halk ortak bir antiemperyalist bilinçte buluşursa…

Hiçbir dış güç bu ülkeyi yönlendiremez.

O yüzden ne yaptılar?

Bu bilinci kırdılar.
Yerine korku koydular.

MEZHEP ÜZERİNDEN KURULAN TUZAK

Bakın en kritik başlık burası.

Türkiye’de mesele hiçbir zaman sadece dış politika olmadı.
İçeride sürekli bir hat kaşındı:

Sünni – Alevi gerilimi.

Bu hat üzerinden şu algı üretildi:

  • İran = mezhep
  • Antiemperyalizm = İran etkisi
  • İran’a karşı durmak = milli duruş

Bu ne demek biliyor musunuz?

Antiemperyalizmi mezheple zehirlemek demek.

Yani meseleyi ideolojik olmaktan çıkarıp,
duygusal ve kimliksel bir çatışmaya dönüştürmek.

Bu bilinçli bir stratejidir.

Çünkü insanlar mezhep üzerinden düşünmeye başladığında,
artık emperyalizmi konuşamaz.

TARİH NE SÖYLÜYOR?

Bu ülkenin hafızasına bakalım:

  • 1960’lar, 70’ler… Antiemperyalizm güçlüydü

6. Filo’ya karşı yürüyen gençler vardı

  • “Tam bağımsız Türkiye” diyen bir kuşak vardı

O gençlere ne dendi?

“Komünist.”
“Tehlikeli.”
“Dış güçlerin oyuncağı.”

Bugün aynı yöntem, sadece farklı etiketlerle devam ediyor:

“İrancı.”

Yöntem aynı, etiket değişti.

GERÇEK NEDİR?

Gerçek şu:

ABD’yi eleştirmek, İran’ı savunmak değildir.
İsrail’e karşı çıkmak, başka bir devletin safına geçmek değildir.

Ve en önemlisi:

Antiemperyalist olmak, hiçbir ülkenin yandaşı olmak değildir.

Bu bir duruştur.
Bu bir reflekstir.
Bu bir bağımsızlık meselesidir.

KORKU DUVARINI YIKMAK

Bugün insanlara bir korku enjekte ediliyor:

“Konuşursan yaftalanırsın.”

Ama şunu unutuyorlar:

Bu toplumun hafızasında hâlâ bağımsızlık duygusu var.

Ve o duygu şunu bilir:

Gerçek taraf, milletin tarafıdır.

Ne Washington’dur,
ne Tel Aviv’dir,
ne de başka bir başkent.

Bir kez daha, yüksek sesle:

ANTİEMPERYALİST OLMAK SİZİ İRANCI YAPMAZ.

Sizi sadece şu yapar:

  • Vicdan sahibi
  • Bağımsız düşünebilen
  • Kendi ülkesinin çıkarını savunan biri

Ve belki de en önemlisi…

Korkmayan biri.



xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx



GÖRÜNMEYEN SAVAŞIN KAYBEDİLEN HAMLESİ

Ortadoğu’da savaşlar sadece tanklarla, füzelerle yürümüyor.
Asıl savaş, çoğu zaman kimsenin görmediği yerlerde veriliyor: istihbarat masalarında.

Ve bazen o masalarda kurulan en büyük planlar… sahada çöküyor.

Son günlerde ortaya çıkan tablo tam olarak bunu gösteriyor. İsrail’in uzun süredir yürüttüğü operasyonel aklın, sahada beklediği sonucu veremediği, hatta ciddi bir “stratejik hayal kırıklığına” dönüştüğü konuşuluyor. Bu sadece bir operasyonun başarısızlığı değil; bu, bir zihniyetin duvara toslamasıdır.

MOSSAD YANILDIĞINDA NE OLUR?

Mossad denildiğinde akla gelen şey kusursuz planlar, nokta atışı operasyonlar ve sıfır hata payıdır.

Ama gerçek dünya, propaganda filmlerindeki gibi işlemiyor.

Çünkü istihbarat dediğin şey, sadece bilgi toplamak değildir.
Aynı zamanda:

  • Toplumu okumaktır
  • Direnci hesaplamaktır
  • Karşı tarafın reflekslerini doğru analiz etmektir

İşte tam da burada kırılma yaşanır.

Eğer sahadaki gerçekliği yanlış okursan…
elindeki en güçlü istihbarat bile seni kurtaramaz.

NETANYAHU’NUN SORUNU NE?

Benjamin Netanyahu uzun süredir güvenlik politikalarını agresif bir hat üzerinden yürütüyor.

Ama bu stratejinin temel sorunu şu:

Her şeyi kontrol edebileceğini varsaymak.

Oysa Ortadoğu kontrol edilebilen bir coğrafya değildir.
Orası:

  • Hesapların bozulduğu
  • Dengelerin anlık değiştiği
  • Küçük hataların büyük sonuçlar doğurduğu bir yerdir

Ve eğer bir plan çöktüyse, bu sadece operasyonel bir hata değil,
stratejik körlük işaretidir.

GÜÇ HER ŞEYİ ÇÖZMEZ

Modern savaşın en büyük yanılgısı şudur:

“Güç varsa sonuç garanti.”

Hayır.

Tarih bunun tersini defalarca yazdı:

  • Vietnam’da ABD
  • Afganistan’da Sovyetler ve sonra yine ABD
  • Irak’ta yıllarca süren kaos

Şimdi aynı denklem Ortadoğu’nun başka bir sahnesinde yeniden kuruluyor.

Çünkü:

Silah üstünlüğü,
istihbarat ağı,
teknolojik kapasite…

Hiçbiri tek başına sonucu belirlemez.

ASIL KIRILMA NOKTASI

Bugün konuşulan “planın çökmesi” meselesi aslında daha büyük bir gerçeğin parçası:

Sahada gerçeklik ile masa başındaki akıl arasında kopuş var.

Eğer bir devlet:

  • Kendi propagandasına inanırsa
  • Karşı tarafı küçümserse
  • Toplumsal dinamikleri yok sayarsa

en güçlü plan bile çöker.

Ortadoğu’da hiçbir plan sonsuza kadar işlemez.

Çünkü bu coğrafyada:

  • Her hamlenin karşı hamlesi vardır
  • Her hesap bir gün bozulur
  • Ve her güç, bir noktada sınanır

Bugün yaşanan da budur.

Bir plan çöktü.

Ama asıl soru şu:

Bu sadece bir planın çöküşü mü…
yoksa daha büyük bir çözülmenin başlangıcı mı?