Hollywood’un korku sinemasıyla ciddi bir meselesi var.. Artık seyirciyi düşündürmekten çok, koltuğundan sıçratmayı başarı sayıyor. Bu hafta vizyona giren, Rob Savage’ın yönettiği, 93 dakikalık korku ve gerilim filmi Diğer Anne (Other Mommy) de bu tartışmanın tam ortasında duruyor.
Jessica Chastain, Jay Duplass, Arabella Olivia Clark ve Dichen Lachman’ın oyuncu kadrosunda yer aldığı film, sekiz yaşındaki bir kız çocuğunun, annesinin suretine bürünen gizemli bir varlıkla karşılaşmasını anlatıyor. Aslında hikâyenin merkezinde son derece güçlü bir mesele var: Bir çocuğun dünyadaki en güvenli sığınağı olan annesine duyduğu güvenin sarsılması..
Ama iyi bir fikir, her zaman iyi bir sinema anlamına gelmiyor.
Alfred Hitchcock, 1960 yapımı Sapık filminde korkunun insan zihninde nasıl büyüdüğünü göstermişti. Stanley Kubrick, 1980 tarihli Cinnet ile insanın kendi karanlığından kaçamayacağını anlatmıştı. Üstelik bunu seyirciyi sürekli yerinden zıplatmadan başarmışlardı.
Diğer Anne ise psikolojik derinliğe ulaşabileceği anlarda kolay yolu seçiyor. Karanlık koridorlar, ani sesler, beklenmedik görüntüler.. Evet, korkuyorsunuz. Ama korkmakla etkilenmek aynı şey değil.
Üstelik filmin arkasında küçümsenmeyecek bir kadro var. Senaryoyu Nathan Elston kaleme almış. Yapımcı koltuğunda korku sinemasının önemli isimlerinden James Wan bulunuyor. Hikâye ise Kafes (Bird Box) romanıyla tanınan Josh Malerman’ın 2024 yılında yayımlanan Incidents Around the House adlı eserinden uyarlanmış. Universal Pictures dağıtımıyla seyirciye ulaşan böylesine iddialı bir yapımdan çok daha sarsıcı bir psikolojik gerilim beklemek hakkımız.
İşin ilginç tarafı, film hakkındaki eleştiriler tartışmalı olsa da gişedeki karşılığı oldukça güçlü. Yaklaşık 19 milyon dolarlık yapım bütçesine karşılık ilk hafta sonunda dünya genelinde 45,2 milyon dolar hasılat elde ettiği bildiriliyor. Demek ki korku hâlâ satıyor.. Ama gişenin başarısı, sinemanın başarısı anlamına gelmiyor.
Jessica Chastain’in güçlü oyunculuğu da filmin bütün eksiklerini kapatmaya yetmiyor. Bence çağdaş korku sinemasının asıl problemi burada. Teknoloji ilerledikçe görüntüler daha gerçekçi, sesler daha ürkütücü hale geliyor. Fakat hikâyeler aynı ölçüde derinleşmiyor.
Oysa büyük korku filmleri, sinema salonunda değil, salonun kapısından çıktıktan sonra başlar..
Çünkü gerçek korku, karanlıkta karşınıza çıkan canavar değil, ışıklar yandığında bile zihninizden çıkaramadığınız düşüncedir.