Bazen lezzetli bir tabak bir hikâyeyi, bir emeği ve bir kadının dünyasını taşır. Kültürlerin ve duyguların kesiştiği gastronomi aynasında kadın hem mutfağın ilk ustası hem de geleneksel yemek kültürünün mucidi sayılabilir. Geleneksel mutfakta annenin öğrettiği ilk şey “sevgiyi tatla ifade etme” sanatı. Bu da günümüz gastronomisinde bir girişimciliğe dönüşüyor. Yani kadın, aile sofrasının ötesine geçerek kendi işletmesini kuruyor, lezzetlerini marka hâline getiriyor.
Birçok ilde kadın lezzet ustaları, yerel yemek kültürünün canlılığını korurken aynı zamanda ekonomik hayata da katkı sağlıyor. Erkek hâkimiyet alanı gibi algılanan gastronomi dünyası, kadının gücü ve girişimci vizyonu ile dönüşüyor. Çünkü kadının bu alandaki yolculuğu, anne elinin sezgisel zekâsının, cesaretinin ve toplumsal dönüşümün de anlatısı. Geleneksel kadın aşçılar, nesilden nesile aktarılan bilgi ve deneyimle lezzet üretirler ve aynı zamanda bir topluluğun belleğini, ritüellerini ve paylaşılan tarihini de korurlar.
ApiMelissaa
“Arının izinde bir kadın: “Melike Demirel”
Bazı kadınların hayatı, toprağın sessiz sabrını taşır. Gürültüsüz, gösterişsiz ama derin… Melike Demirel’in hikâyesi de tam olarak böyle. 1992 doğumlu bir anne, bir üretici ve arıların dilini öğrenmiş bir kadın olarak onun yolculuğu, doğayla kurulan kadim bir ittifakın adı.
Melike Demirel’in mesleki kimliği
Laborant ve veteriner sağlık teknikerliği bilgisiyle, bitkisel ve hayvansal üretim alanındaki arıcılık eğitimi birbirini tamamlayan iki güçlü damar gibi. Sekiz yıl önce halk eğitim merkezlerinde usta öğretici olarak arıcılık eğitimi vermeye başladığında, bu bilgi artık sadece öğrenilen değil, aktarılan bir değere dönüşüyor. İşte o an, arılarla kurulan ilişkinin bir meslekten öte bir yaşam biçimine evrildiği nokta.
ApiMelissaa nedir?
İki çocuk annesi bir kadının doğayla kurduğu derin bağın adı. Ata toprağında başlayan üretim, tarımsal bir faaliyetin dışında geçmişle gelecek arasında kurulan bilinçli bir köprü. Organik sertifikalı aronya yetiştiriciliğiyle toprağın bereketi korunurken, arıların emeğiyle ortaya çıkan bal, polen ve balmumu bez gibi ürünler, doğanın insana sunduğu en saf armağanlar olarak hayat bulur. Bu üretim anlayışında arı, bal yapmanın yanında bir öğretmen. Arı otu, karabuğday, kestane, lavanta ve ıhlamur gibi tıbbi ve aromatik bitkilerle çevrili doğal flora içinde çalışan arılar, şifayı sabırla toplar. Melike Demirel’in yaklaşımı, bu şifayı bozmadan, doğanın ritmine saygı duyarak insana ulaştırmak. Analizleri yapılmış ürünler, bu saygının ve sorumluluğun somut bir göstergesi.
ApiMelissaa’nın ürünleri
Sunulan her ürün, cildi ve ruhu beslemeyi amaçlar. Burada üretim, hızlı tüketimin karşısında duran bilinçli bir duruş. Anne eli değmiş bir özen, bilimle desteklenmiş bir bilgi ve toprağa duyulan vefa. O, mutfağın ateşinde, doğanın kalbinde pişen bir lezzetin ustası. Ve bize şunu hatırlatır: Gerçek lezzet bazen bir tencerede, bazen bir kovanda; bazen de bir reçetede veya toprağın hafızasında saklı.
Melike Demirel’in hikâyesi, gastronomi dünyasında kadın girişimciliğinin sessiz ama güçlü yüzlerinden biri.
Sevda Çavlı Catering
“Bir şehrin ve bir annenin lezzet mirası”
Bazı lezzetler vardır; tarifi yazılmaz, yaşanır. Bingöl’ün Çiçekdere köyünde doğan Sevda Çavlı’nın hikâyesi, işte bu türden bir lezzetin içinden süzülerek gelir. 1987 yılında başlayan bu yolculuk, bir mutfağın köşesinde, annesinin yanında sessizce öğrenilen püf noktalarıyla şekillenir. Babası odun müteahhitliği yaparken, annesi işçilere yemek hazırlar; Sevda ise henüz çocuk yaşlarda, tencerenin buharı ile emeğin kokusunu birbirinden ayırmayı öğrenir.
Benzersiz bir ev mutfağı
Babaannenin ve annenin coğrafyaya özgü teknikleri, Bingöl’ün iklimi, ürünü ve ritmiyle uyum içinde aktarılır. Kırsalda dilden dile dolaşan lezzetler, Sevda Şefin hafızasında bir kültür ve sorumluluk olarak yer eder. 2010 yılında annesini kaybettiğinde, annesinden öğrendiği ne varsa araştırmaya, derinleştirmeye ve yeniden üretmeye yönelir. 2014 yılında çalışma hayatına adım attığında, seçtiği yol nettir: coğrafi gastronomi. Elinin lezzetini annesinden aldığını bilir; yıllar boyunca tadına bakan herkesin “bu tat bir yerde yaşamalı” diyerek onu cesaretlendirmesi, içindeki hayali besler.
Atölye hayali
Bugün Bingöl merkezde, eşiyle birlikte işlettiği marketin içinde kurduğu atölye, bu hayalin somut hâli. Sorin ekmeği, Keldoş ekmeği, Bingöl’e özgü reçeller, erişte, tutmaç çorbası, yaprak, köy yoğurdu, organik baharatlar, Bingöl lölü, yöresel kahvaltılıklar ve kele paça çorbası… Her bir ürün bu coğrafyanın hafızası. Üstelik Sevda Çavlı, bireysel müşteri taleplerine göre üretim yaparak bu hafızayı yaşayan bir yapıya dönüştürür. Mahalle sakinlerinden ve sosyal medya üzerinden gelen yoğun ilgi, bu emeğin karşılıksız kalmadığını gösterir. İstanbul’daki Bingöl Tanıtım Günleri’nde birçok kişi ile tanışır. Sevda Çavlı’nın hikâyesi, kadın girişimciliğinin yüksek sesle değil, derin bir sadakatle yazılan örneklerinden biri. O, annesinden aldığı emaneti ticari bir kazanca indirgemeden; Bingöl’e, hemşerilerine ve bu toprağın lezzetine borç bilerek taşır. Ve bugün hâlâ aynı sözü verir: Hak edilen lezzeti, hak edilen hizmetle sunmak.
Sevda Şefin bu yolculukta eşine, ailesine ve Bingöllü hemşerilerine duyduğu minnet, onun mutfağındaki en güçlü motivasyonu.
Mardinli Şef Nevim Ölçenoğlu
“Taştan sofraya uzanan bir hafıza”
Bazı şehirler vardır; sadece taşla, mimariyle ya da manzarayla değil, tencerede kaynayan lezzetle anlatılır. Mardin işte tam da böyle bir şehir. Dillerin, dinlerin ve zamanın iç içe geçtiği bu kadim coğrafyada mutfak, karın doyurmakla kalmaz geçmişi de bugüne bağlar, kültürü kuşaktan kuşağa aktarır. Bu aktarımın çağdaş ustalarından biri de Şef Nevim Ölçenoğlu.
Nevfirs (hayata bir mola)
Mardin Kalesi’nin eteklerinde, Şar Mahallesi’nin tarih kokan sokaklarında 1990 yılında doğan Nevim Ölçenoğlu’nun hayatı, daha en başından bir sorumluluk ve üretme bilinciyle şekillenir. Eğitim hayatında aktif, sosyal ve girişken bir profil çizen Ölçenoğlu, Çocuk Gelişimi alanını seçer ve öğretmenlik yapar. 2009 yılında Mardin’de ilk engelli halk oyunları ekibini kurarak, 23 Nisan törenlerinde bir ilke imza atar. Evlilik ve annelik süreci, hayatın ritmini bir süre yavaşlatsa da Nevim Ölçenoğlu’nun içindeki üretme arzusu susmaz. Mutfak, onun için bir sığınak değil; bir ifade alanı. Nişantaşı Üniversitesi Acun Medya Akademi’de Grand Chef Gastronomi eğitimi alır ve “Pro Chef” unvanını kazanır. “Nevfirs (Hayata Bir Mola)” adıyla açtığı sosyal medya sayfasında, Mardin mutfağının zarif ve emek dolu sunumlarını paylaşır. Buradaki her tabak, Mezopotamya’dan ruhuna uzanan bir hikâye aslında.
Mardin Gastronomi Kültür ve Turizm Derneği
Onun öncülüğünde kurulan Mardin Gastronomi Kültür ve Turizm Derneği, bu bilincin kurumsal bir karşılığı. Dernek, Mezopotamya’nın çok kültürlü mutfak mirasını doğru, nitelikli ve sürdürülebilir bir şekilde Türkiye’ye ve dünyaya tanıtmayı amaçlar. İstanbul’da yaşayan Mardinli kadınları merkeze alan bu yapı, aynı zamanda ülke genelinde kadın girişimciliğine katkı sunmayı hedefler. Atatürk Havalimanı ve Yenikapı’da düzenlenen Mardin Tanıtım Günleri’nde açılan stantlarda el emeğiyle hazırlanan yemekler, Boğaz’da kadınlara özel düzenlenen sıra gecesi, Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “Mardin Yemekleri Tanıtım Günü” bu yolculuğun akademik ve kültürel durakları olur.
Nevim Ölçenoğlu’nun hikâyesi; taş sokaklardan İstanbul sofralarına uzanan, emeğin, eğitimin ve kadın iradesinin harmanlandığı bir başarı öyküsü. O, lezzeti pişiren, koruyan, anlatan ve geleceğe taşıyan kadın ustalardan.