Libya Ulusal Mutabakat Hükûmeti Başkanı Abdülhamid Dibeybe ve Trablus’taki hükûmetin görev süresinin çoktan sona erdiği iddiasının ardından Halife Hafter-Akile Salih ikilisinin desteğiyle “paralel hükûmet” kuran Fethi Başağa geçenlerde Türkiye’deydi.

Ankara, Libya’da hâlihazırda meşru hükûmet olarak uluslararası toplum tarafından da tanınan Dibeybe hükûmetini tanıyor.

Fakat daha önce Trablus’ta İçişleri Bakanlığı yapmış önemli bir isim olan Fethi Başağa’ya da kapılarını kapatmış değil.

Türkiye’nin arzusu, Libya’da yeniden kan dökülmemesi; diyalog yoluyla ortak bir çözüm bulunarak bir an önce seçimlerin yapılması ve halkın özgür iradesini temsil eden bir hükûmetin kurulması yönünde.

Bunu da zaten şu ana kadar yaptığı açıklamalarda defalarca dile getirdi.

Ancak mevcut koşullarda seçimlerin yapılması mümkün değil.

Ülkenin doğusu hâlâ Hafter’in kontrolünde ve Başağa hükûmeti Trablus’u bölüp birbirine kırdırmak amacıyla ortaya atılan bir projeden ibaret.

Yani Başağa Trablus’a girse bile Libya’nın doğusunda sözü geçmeyecek.

Libya’da yeni bir diktatörlük tesis etmesi için Hafter’i destekleyen ülkeler, yaşadıkları onca hezimete rağmen karşı devrim planlarından vazgeçmiş değiller.

Arap Birliği’nin dışişleri bakanları düzeyinde gerçekleştirdiği ve Libya’nın dönem başkanlığını Lübnan’dan devraldığı son toplantıda yaşananlar bunu gösteriyor.

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri, Kahire’deki toplantının başkanlığını Libya Dışişleri Bakanı Necla el-Menguş üstlenince salonu terk etti.

Toplantıya Libya’yı temsilen El-Menguş’un katılmasına karşı çıkan Mısır, bu tavrıyla kendini ele verdi.

Başağa’ya bağlı güçlerin geçenlerde Trablus’a girmek için yaptığı son girişimin de başarısız olması Mısır’ı hayli rahatsız etmiş olmalı.

Bununla birlikte, Kahire’nin tavrının diğer Arap ülkeleri tarafından kabul edilmemesi ve Mısır’ın yalnız kalması önemli.

Ufukta çözüme dair bir ışık görünmese de Libya’da çözüm için diplomatik çabalar devam ediyor ve Libyalı liderler bölge ülkelerine gerçekleştirdikleri ziyaretlerle pozisyonlarını güçlendirmeye çalışıyorlar.

Başbakan Abdülhamid Dibeybe, Türkiye’nin ardından Katar’daydı ve Tobruk Meclisi Başkanı Akile Salih de iki gün sonra Doha’yı ziyaret etti.

Bu ziyaretler Katar’ın da Libya’da devrede olduğuna ve çatışan taraflar arasında arabuluculuk yapma isteğine işaret ediyor.

Libya’da istikrarın devam etmesi ve ülkenin yeniden iç savaşa sürüklenmemesi için birçok ülke dışarıdan girişimde bulunuyor; ancak Libyalı liderlerin konumlarını güçlendirme ve nüfuzlarını artırma hırsları çözümü engelliyor.

Mevcut aktörlerin hiçbiri “Ülkeme yeterince hizmet ettim, artık köşeme çekileyim” demiyor.

Örneğin Akile Salih, 80’ine merdiven dayamış olmasına rağmen kabilesinin desteğiyle ve siyasi manevralarla devlet başkanlığı koltuğuna oturmak için yanıp tutuşuyor.

Diğer birçok liderin durumu da ondan pek farklı değil.

Çok bileşenli denklemde herkesi memnun etmek mümkün olmadığı için herhangi bir çözüm formülünde kaybedeceğini görenler süreci engelleyebiliyorlar.

Sıradan Libyalılar ise artık mevcut liderlerin hepsinden bıkmaya başladılar ve ülkede bir an önce seçim yapılarak halk iradesini temsil eden yeni bir hükûmetin kurulmasını istiyorlar.