Kürtler ve Türkler arasındaki çatışmaların durdurulmasında, sorunların giderilmesinde ‘İslam` olgusu ‘Ana Zemin’ olmuştur.

Bu durum, bugün için de geçerlidir.

Peygamber’imizin (s.a.v) soyundan pek çok seyyid ve şerif Emeviler Dönemi’nde Kürt illerine sığındılar.

Oralarda tekke ve zaviyeler kurdular.

Bugünlerde de olduğu gibi binlerce âlim ve mütefekkir yetiştirdiler ve Alem-i İslam’a hediye ettiler…

Diyarbakır, Cizre, Mardin, yani Mezopotamya’daki Kürtler ise Suriye cephesine (Halid b. Velid Komutasına) bağlı İslam orduları (İyaz b. Ganm) tarafından İslam ile müşerref kılınmışlardır.

Hz. Resulullah’in (s.av) vefatından sadece 6 yıl sonra 638 tarihinde Anadolu’da feth edilen ilk şehir Diyarbekir’dir…

Anadolu’daki ilk Camii ise Diyarbekir Ulu Camii’dir…

Allah’ın Resulü’nün (s.a.v) vefatından hemen sonra, aralarında şanlı Ashab’dan (r.a) yüzlercesinin bulunduğu bir ordunun Diyarbekir’i fethe gelmesinin hikmeti ne ola ki?

Alem-i İslam’ın 5. Harem-i Şerif’idir Ulu Camii…

 

Kürtler Müslüman olduktan sonra, İslam orduları ile beraber hem Bizans`a hem de Orta Asya`ya hareketlenmişlerdir.

Aşağıda İran’ın kuzeyinde, Orta Asya’da ve özellikle Azerbaycan`daki Kürt varlığının sebebi de budur.

Türk ve Kürtlerin en önemli dirsek teması 751’deki Talas Savaşı’yladır. Kürtlerin de içinde olduğu Türklerin ve Müslüman ordularının birlikte Çin ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattığı Talas Savaşı`nın Komutanı Ziya bin Salih, Eba Müslim`in yardımcısı ve müslüman kürt komutanlarından biridir.

1028 yılında 2000 çadırlık Türk boyları, Rewwadi Kürtleri ile ittifak etmişlerdir. Yine 1037`de Gazneli-Karahanlı ittifakından dahil olmayan 10 bin çadırlık Türk boyları da Fadlewi Kürtleri ile müttefik olmuşlardır.

Daha sonra burada ittifak kuran Türk ve Kürtler Kuzey Doğu Anadolu`dan Bizans`a baskınlar-akınlar düzenlemişlerdir.

***

İskender’in ordularına, Haçlı ordularına ve Emperyal Avrupa ordularına karşı kahramanca direnmiş ve asla onlara boyun eğmemiş kıymetli ve cengâver iki kavim…

Müslüman Kürtler, tarihî dönemeçleri ve kırılmaları Müslüman Türkler ile birlikte Allah’ın izni ile geçtiler…

Her dönemeçte Kürtler, din kardeşleri olan Müslüman / ehl-i sünnet Türklerle bir oldular…

Müslüman Kürtler ile Müslüman Türklerin önemli başka birliktelikleri, bundan 1000 yıl öncesine, Anadolu Selçuklu Hükümdarı Sultan Alparslan’a kadar uzanır…

Bizans İmparatorluğu ile Alparslan arasındaki Melezgirt (Malazgirt)  Savaşı’nda, Kürtler’in Alparslan’ın ordusunda yer almasıyla; Savaş, Selçukluların zaferiyle sonuçlandı.

Türklerin Anadolu’yu kendilerine yurt edinmişlerse resmî tarihin bütün ihanetine ve sessizliğine rağmen! bunun en büyük destekçisi Müslüman Kürtler olmuştur.

Deyim yerindeyse, kalenin kapılarını içerden açmışlardır.

***

Mesela!

Sultan Fatih’in yetişmesini anlatırken Molla Gürani adlı hocasından söz etmeden geçmeyiz ama onun milliyeti üzerinde nedense durmayız. Bunun gerçek sebebi, ecdadımızın milliyet meselesine bizimki gibi takıntılı olmamasıdır.

Şehzade Mehmed’i sopasıyla dövdüğü ve Kur’an’ı hatmettirdiği kaynaklarda geçen Molla Güranî’nin milliyeti ve hayatıyla ilgili kısa bir yolculuğa çıkarmak istiyorum sizi. Asıl hedefim, Fatih’i, içine sıkıştırdığımız o dar ‘ulusal’ çerçeveden çıkartıp ne denli kuşatıcı bir bakışa sahip olduğunu gösterebilmek.

Molla Güranî’nin nerede doğduğu konusunda farklı görüşler var. Birçok Osmanlı kaynağı “Güran”da doğduğunu yazmakta. Ancak Güran neresidir? Tam olarak tespiti mümkün değil. Çağdaşı olan Sehavî’nin verdiği bilgiye göre 1410-11’de Kuzey Irak’taki Şehrizor’un Güran kasabasında doğmuştur. Ancak Güran’ın nerede bulunduğu konusunda görüşler muhtelif. Bazıları onun İran’daki İsferayin’in bir köyü olduğunu kaydediyor. Diğer taraftan çağdaşı Bikaî, Molla Güranî’nin kendisine bizzat Diyarbakır civarındaki Hiler köyünde doğduğunu söylediğini naklediyor…

Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi sorar: “Oğlum o kadar yer fethettin. Nasıl koruyacaksın?” Kanuni, Kürtlerin önemine değinerek şu cevabı verir: “Onlardan sur yaptım.”

Kürt beyleri, Irak ve İran ile savaşlarda Osmanlı’nın önemli destekçisi olmuştur, Osmanlı kalelerini dik tutmuştur.

Yavuz Sultan Selim’in şeyhülislamı Ebussuud Efendi Kürttü.

Sultan Selim, Kürt aşiretlerinin savaşsız olarak Osmanlı’ya bağlanması için çalıştı ve başarılı oldu.

***

Kürtler’in, Melezgirt Savaşı’nda Türkler’in safında yer almalarının sebebi; Türkler’in kendi din kardeşleri -Yani Müslüman- olmasındandır.

Müslüman Kürtler’in, Müslüman Türkler’le başka büyük birlikteliği, bundan 500 yıl öncesine dayanır.

Osmanlı Devleti döneminde, Safevî İran Devleti Şia propagandası, Ortadoğu’da ve Anadolu’da Osmanlı aleyhine tehlikeli bir şekilde büyüyordu…

Bu Şiî propaganda ile Safevîlerin etkisi Kürdistan üzerinden ta Anadolu’nun içlerine kadar uzanmakta idi…

Yavuz Sultan Selim’in, Kürdistan’lı “Mir”leri yanına alarak yaptığı bu savaş, Çêldêran Ovası’nda (Çaldıran) meydana geldi…

Müslüman Kürtler, bu savaşta ehl-i sünnet olan Osmanlı ordusuyla beraber savaştı…

***

Yemen, Çanakkale, Kut’ul Amare, Kıbrıs, Kore, ve diğer şanlı mücahedelerini de başka yazılara havale ediyoruz şimdilik…

Öte yandan; Cumhuriyet’in ilânından ve Lozan Anlaşması’ndan sonra ise, herkesin bildiği inkâr, imha ve asimilasyon ile geçen kanlı ve kirli süreç başlamış oldu…

Bugünlerde hesaplaşmaya çalıştığımız mesele “şu şahıs”, “bu parti” v.s. meselesi değildir aslında…

Nihayetinde bireyler ve partiler gelip-geçicidir…

Aslolan adalettir, hürriyettir, meşruiyyettir, mazlum halkların izzetidir…

Müslüman Kürt Halkı ve ülkesine yönelik yapılacak değerlendirmelerde ortaya konulacak doğru bakış açısı budur.

***

Kürtler ile Türkler’in kardeşliğe ve ittifaklara dayalı ortak tarihi, bu sıkıntılı noktaya gelmemeliydi…

Nasıl ki kahraman ama sahibsiz Kürt Halkı, dün din kardeşi olarak gördüğü ( bugünde çok şükür öyledir) ve değer verdiği Müslüman Türkler’in en zor dönemlerinde en büyük desteği sunmuşsa, bugün o Türklerin torunlarına düşen de aynı şekilde Kürtleri hakkaniyetle desteklemek ve sonuna kadar yardımcı olmaktır…

Olması gereken budur…

Kader iki tarafa da bunu emrediyor…

Eğer istenilen kardeşlik ise, hiç bir şey için geç değildir…

Türk olmak, Kürt olmak, Arap veya Zenci olmak İslam’a göre tek başına “bizatihi” bir değer ve ölçü değildir…

Irk, tek başına mensubuna üstünlük sağlayıcı ve yüceltici bir özellik olmadığı gibi alçaltıcı bir özellik de değildir!

Irka dayalı bir mücadelede zulüm asla sona ermez…

Olsa olsa el değiştirmiş olur…

Değişen tek şey idam ipini çeken el olacaktır…

***

Hali hazırdaki sorunu tartışmak sorunu çözmek anlamına gelmiyor, ya da sorunu tartışmak sorunu anlamak-kavramak anlamına da gelmiyor.

Sorunun nihai çözümü, yapılan tartışmaların ete kemiğe bürünerek kalıcı hakkaniyetli sulhun kadim coğrafyada inşaa edilmesiyle hak ettiği değeri ve önemi kazanacaktır.

Zira çözüm üretemeyen tartışmalar suya yazılmış yazılara benzeyecektir.

***

Evet…

Gelinen noktada; sorunu öncelikle şiddet boyutundan arındırmak gerekiyor.

Başta sorunun adını, kaynağını ve oluş sebebini, tarihi arkaplanını net bir biçimde ortaya koymak gerekiyor; Mesele artık cihanşümul hal almıştır ve bu sorun kaynağını yaklaşık iki yüz yıllık bir geçmişe dayandırmaktadır.

Zındıka Komitesi’nin istimal ettiği zalimler, kirli politikalarına destek vermeleri için halkları manipüle ederek kirli siyasetlerine alet etmektedirler.

Son tahlilde mesele ne yazık ki , Zındıka Komitesi’nin Kürtlerin şahsında yeri, vakti ve çıkarları gerektirdiği an kullanılmak üzere Ortadoğu’ya dayattığı pimi çekilmiş bir bombadır.

Sorunun çözümünde karar kılınacaksa eğer “Her şeyin çözümü kendi içindedir” şeklinde siyasal diyalektiğin bir yasası temel alınmak durumundadır.

Merhum Yunus Emre’nin de dediği gibi “Ne ararsan kendinde ara. Ne Mekke’de ne de Medine’de ara…”

Eğer bu formülasyon doğru okunur ve gerekleri yerine getirilirse önümüzdeki günler, Kürt sorununun “şiddetten arındırılması” yönünde gerçekten bir “tarihi fırsat” sunabilir…

***

Allah!

Kürtlere ve Türklere kader, hikmet eli ile emrediyor artık…

Tek ve yegane medeniyet olan mübarek İslam’ın dirilten kudsi yoluna döneceğiz…

Barışacağız…

Kardeş olacağız.

Tüm dünyanın bütün dengelerini kökünden sarsacağız…

Defalarca yazdık yine yazacağız destanımızı…

Sulh ve Selamet sancağını dalgalandıracağız elbette…

Barış sizi kuşatsın!

Barış bizi kuşatsın!

Slava xweda li ser we be!

Selâmun Aleyküm…

İla Axir…