İnsanoğlu, üzerine bir gün toprağın örtüleceğini bile bile dünyaya öyle bir sarılır ki, sanki burası ebedi bir konaktır.

Oysa ölüm, hayatın bir karşıtı değil; aksine onun en sadık yoldaşıdır.

Onu hatırından çıkaran, hayatı da unutmuş demektir.

Servet, makam, şöhret; hepsi bir gün omuzlarımızdan düşecek olan ödünç elbiselerdir.

Mezar taşının sükûtunda ne unvan kalır, ne hesap, ne de biriktirilen mülk.

Para; bir evi alır da bir yuvayı kuramaz, bir yatağı alır da bir uykuyu satın alamaz, bir doktoru bulur da ecele hükmedemez.

Sağlık, kaybedilmeden kıymeti bilinmeyen bir emanettir.

Zaman ise altınla, gümüşle değil; ancak iyi yaşanmış bir an ile geri kazanılır.

Modern çağ, insana saadeti tüketim raflarında aratıyor; eşya çoğaldıkça ruh fakirleşiyor.

Vitrinler doluyor, sofralar süsleniyor, lakin yürekler bir o kadar üşüyor.

İnsan; sahip olduklarıyla değil, paylaştıklarıyla zengindir aslında.

Bir babanın evladına bıraktığı en büyük miras, dolu bir kasa değil; doğru bir gönüldür.

Gerçek huzur, lüks bir koltukta değil; sevdiklerinin sıcaklığında oturmaktır.

Bir dostun samimi bir gülümsemesi, dünyanın bütün hazinelerinden daha kıymetlidir.

Bir annenin duası, hiçbir sigorta poliçesinin koruyamayacağı bir kalkandır.

Anadolu irfanı, "Mal sahibi, mülk sahibi; hani bunun ilk sahibi?" diye boşuna sormamıştır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) "Lezzetleri yıkıp gideren ölümü çokça hatırlayınız" buyururken, bizi karamsarlığa değil; aksine her ânı kıymet bilmeye davet etmektedir.

Çünkü ölümü hatırlamak, hayatı küçültmek değil; onu daha derinden, daha hakiki ve daha şükürle yaşamaktır.

Çocuklarımıza miras olarak servet biriktirmek yerine; değer bilmeyi, kanaat etmeyi, az ile mutlu olmayı öğretmeliyiz.

Onların ellerine altın yüzükler değil; gönüllerine sahih ölçüler bırakmalıyız.

Yarın bir gün biz bu dünyadan göçtüğümüzde, evlatlarımızın başını dik tutacak olan; bıraktığımız servet değil, aşıladığımız edep olacaktır.

Bir insan ne kadar yaşadığıyla değil, nasıl yaşadığıyla anılır.

Mezar taşına yazılan iki tarih arasındaki o küçük çizgidir asıl hayat; ve o çizgiye sığdırılan ne varsa, ahirete giden tek bavul odur.

Ölümü unutmuş bir kalp, hayatın da gerçek tadını alamaz; onu hatırlayan yürek ise her nefese bir şükür, her ana bir bereket katar.