Türkiye’yi terör kuşağı ile çevreleyerek içeride boğmaya çalışanlara karşı Fırat Kalkanı operasyonu küresel emperyal oyunları bozmuştur. Bu iki yönlü okunması gereken bir durumdur. Hem ülkemiz çok yönlü ve güçlü bir tehdit çemberini El Bap’ta parçalamış, hem de Türkiye’yi aşan Büyük Ortadoğu Projesine de çomak sokmuştur. Görüleceği üzere işin başlangıcı Oyunu Bozmak şeklinde tezahür etmiştir. Ancak ne bugün ne de yarın bu bölgenin kanını emmek isteyenler oyunlarından, planlarından vaz geçmiş değiller. Asla da vazgeçmeyecekler. Bu onların bileceği iş ama bu bölgede ne kadar başarılı olacaklar, işte o bizim bileceğimiz iş. Zira Türkiye’nin hamlesi sadece Fırat Kalkanı ile sınırlı kalmadı. Müteakiben İdlib ve şimdi de Afrin.
Afrin’den sonra Türkiye’nin güvenliği özellikle Fırat’ın batısındaki terörün temizlenmesi ile çok büyük oranda kalıcı hale gelecektir. Artık kendi güvenliğimiz konusunda emin hale geleceğiz ancak bölgenin güvenliğinden emin olabilmek zor. Bölgede yaşayan mazlum toplumların emniyetinin sağlanacağını söylemek zor. İşte bu nedenle Türkiye kendi dışındaki dinamikleri ve mazlum toplumların kaygılarını da dikkate almaktadır. Hal böyle olunca Fırat Kalkanında “Oyun Bozucu” olan Türkiye, şimdilerde “Oyun Kurucu”luk yapmaktadır. Suriye’de, Irak’ta ve dünyanın bir başka yerlerinde akan mazlum kanına ve gözyaşlarına seyirci kalmamaktadır. Bölgesel ve küresel Aktörlerle bölgeye barış ve huzur getirmek için başta çatışmasızlık bölgelerinin tesisi olmak üzere her türlü adımı atarak oyun kurucu bir rol üstlenmektedir. Fırat’ın batısının terörist artık ve aparatlarından temizlenmesi ile bölgeye o yörenin binlerce gerçek sahipleri gelecek ve güvenli bir şekilde yaşamaya başlayacaklar. Tabii bu durum Türkiye’yi dünyadaki birtakım tehditlere karşı hedef durumuna da koymaktadır. Ancak belki de ondan daha fazla sosyo-politik bir zemini de Türkiye için oluşturmaktadır. Türkiye’nin güvenliğinin sağlanması sadece kendi sınırlarının güvenliğinin sağlanmasına yönelik çabalarla mümkün olamaz. Bölgesel güvenlikle Türkiye’nin güvenliği iç içe geçmiş kompleks bir yapıdır. Birini diğerinden ayıramazsınız. İran’la şöyle iş tutalım, Araplar’a ne olursa olsun karışmayalım, Ruslar’la böyle, şunlarla şöyle olalım gibi söylemler günümüz şartlarının gerekliliklerini yansıtmamaktadır. Değişen konjonktüre göre değişen ilişki biçimleri belirlenir ve ona göre hareket edilir, ona göre politika üretilir. Zaten Türkiye’nin şu an yaptığı da budur.
Ancak süreç ne zaman bitecek? Merak edilen soru bu. Cevabı ise çok basit. Ortadoğu’yu yangın yerine çevirenler ne zaman bu yangına odun taşımaktan vaz geçerlerse o zaman. Dolayısıyla önümüzde uzun bir süreç var. Afrin’in bir sonraki adımında Türkiye Fırat’ın doğusuna geçecek. Artık bu deklere edilmiş durumda. İşte o zaman Oyun Kurucu Türkiye’nin rolü ve misyonu değişir. Başlangıçta oyunu bozan, müteakiben oyunu kuran Türkiye, Fırat’ın doğusunda “Oyun Yapıcı” yeni bir rol üstlenecektir. Bu yeni rolün gereklerine hazırlanmak zorundayız. Artık kuracağımız oyuna göre aktörler şekil alacak, kendi politikalarını belirleyecekler. Önemli olan kararlı duruşumuz ve birlik beraberliğimizdir. Böyle olursa merak etmeyin daha çok Salih Müslimler yakalanacak, daha çok küresel güçlerin başkanları, dış işleri bakanları, bürokratları Türkiye’nin kapısını çalacaktır. Türkiye’nin “Oyun Yapıcılığı” şimdiden hayırlı olsun…