Değerli dostlar…
Ortadoğu’da son derece tehlikeli bir oyun kuruluyor.
İsrail, Amerika Birleşik Devletleri’nin açık desteğiyle İran’a karşı savaş yürütüyor. İran ise doğrudan veya kendisine yakın bölgesel güçler üzerinden bu saldırılara cevap vermeye çalışıyor.
Tam bu sırada Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması gündeme geliyor.
Elbette Mekke’nin, Medine’nin ve Suudi Arabistan topraklarının güvenliği bizim için önemlidir. Kutsal topraklara yönelik gerçek bir saldırı karşısında Türkiye sessiz kalamaz.
Fakat burada son derece dikkatli olmamız gereken bir nokta var:
Türkiye, Suudi Arabistan’ı savunmakla İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın tarafı olmak arasındaki çizgiyi doğru çizmelidir.
Suudi Arabistan, Mekke yakınlarında etkisiz hâle getirilen insansız hava aracının kutsal şehri hedef aldığını iddia ediyor. Husiler ise Mekke’yi ve Kâbe’yi hedef almadıklarını, hedeflerinin askerî üsler ve stratejik noktalar olduğunu söylüyor.
Öyleyse gerçek hedef bağımsız delillerle kesinleşmeden, kutsal toprakların adı kullanılarak Türkiye’yi savaşa sürükleyecek bir hava oluşturulmamalıdır.
Çünkü asıl sorulması gereken soru şudur:
İsrail ve Amerika İran’a saldırırken, Türkiye neden Husiler üzerinden İran’la karşı karşıya gelsin?
ABD ile İsrail savaşı başlatacak, İran kendisine yakın güçler üzerinden karşılık verecek; ardından Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Husilere karşı savaşa sokulacak…
Böyle bir tablodan en kazançlı çıkacak ülke hangisidir?
Elbette İsrail!
İsrail’in en büyük arzusu, İran’la yürüttüğü savaşta yalnız kalmamak; Türkiye’yi, Pakistan’ı ve Arap ülkelerini kendi cephesine doğru çekmektir.
Türkiye’nin Husilerle savaşması, İsrail açısından bulunmaz bir nimettir. Çünkü böylece İsrail’in İran savaşı, Müslüman ülkelerin İran’a karşı savaşı hâline getirilecektir.
Bir tarafta İran ve ona yakın güçler…
Diğer tarafta Türkiye, Pakistan ve Arap ülkeleri…
İsrail ise Müslümanların birbirini vurmasını kenardan seyredecektir.
Türkiye bu oyuna gelmemelidir!
Elbette Husilerin her eylemini doğru bulmak zorunda değiliz. Suudi şehirlerinin, petrol tesislerinin ve sivil hayatın tehlikeye atılmasını da savunamayız.
Fakat çözüm, Türk uçaklarının Yemen’i bombalaması veya Türk askerinin yeni bir Ortadoğu savaşına gönderilmesi değildir.
Türkiye gerekiyorsa Suudi Arabistan’a radar, erken uyarı ve hava savunma desteği sağlayabilir. Suudi topraklarına yönelen füze ve insansız hava araçlarının engellenmesine yardımcı olabilir.
Ancak savunma desteği vermek başka, Yemen’de Husilere karşı savaşmak başkadır.
Birincisi dost ve kardeş bir ülkenin topraklarını korumaktır. İkincisi ise Türkiye’yi İran’la ucu açık bir vekâlet savaşına sürüklemektir.
Dahası, yalnızca sonuçlarla uğraşmak yerine savaşın kaynağına bakmalıyız.
Husilerin hareketlenmesinin arkasında İran’a yönelik Amerikan ve İsrail saldırıları varsa, Türkiye öncelikle bu saldırıların durdurulması için ağırlığını koymalıdır.
Suudi Arabistan’a yardım edeceğimize İran’ı İsrail karşısında yalnız bırakalım demiyorum.
Tam tersine şunu söylüyorum:
Türkiye, Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlarken İsrail’in savaş planına hizmet etmemelidir.
Ankara, Riyad’a “Topraklarınızı savunuruz fakat Yemen’de saldırı savaşına girmeyiz” demelidir.
Tahran’a “Suudi şehirlerine, kutsal topraklara ve sivil altyapıya yönelik saldırılara izin vermeyiz” mesajını vermelidir.
Washington’a ve Tel Aviv’e ise “İran’a saldırıp ardından Müslüman ülkeleri birbirine karşı savaştıramazsınız” diye açıkça meydan okumalıdır.
Mekke İttifakı gerçekten bağımsız bir bölgesel güvenlik mekanizması olacaksa yalnızca Husilere veya İran’a karşı çalışmamalıdır.
Üyelerinden birine kim saldırırsa saldırsın aynı kararlılığı göstermelidir.
Tehdit İran’dan gelince harekete geçen, İsrail saldırıları karşısında susan bir ittifak bağımsız olamaz. Böyle bir yapı, farkında olarak veya olmayarak İsrail’in güvenlik düzenine hizmet eder.
Bizim istediğimiz İran’ın bölgede sınırsız hareket etmesi değildir.
Bizim istediğimiz Suudi Arabistan’ın savunmasız kalması da değildir.
Bizim istediğimiz, Türkiye’nin başkalarının kurduğu savaşlarda cephe ülkesi hâline getirilmemesidir.
Türkiye’nin görevi İsrail’in İran savaşını Husiler üzerinden devralmak değil; Müslüman ülkelerin birbirleriyle savaşmasını engellemektir.
Mekke’yi savunalım…
Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğünü koruyalım…
Fakat İsrail’in İran’a karşı açtığı savaşın askerî yükünü Türkiye’nin omuzlarına yüklemeyelim.
Husileri vurmak kolaydır.
Asıl mesele, Husileri harekete geçiren savaşı durdurabilmektir.
Türkiye’ye yakışan da yangına benzin taşımak değil, ateşi kaynağında söndürmektir.
Değerli dostlar son sözüm değişmez ;
Allah vatana, millete ve bütün İslam âlemine zeval vermesin.
Vesselam.