Şu seçim sonrası oluşan puslu havayı nasıl dağıtmalı diye düşünürken

İmdadıma şiir yetişti. “Ekmek yemeden üç gün hayatta kalabilirsiniz, şiirden mahrum kalarak bir gün bile yaşayabilmeniz imkânsız…’’ diyor Baudelaire.

Şiir, Allah’ın kuluna ‘ŞUUR’ ilham ettiği yoldur.

Şimdi en çok ilham yağmurlarıyla ıslanmaya ihtiyaç duyduğumuz günler içindeyiz.

Küresel güçlerle anlaşmadan iktidar olmak mümkün değildir denilince biz;

‘’…Leylayı götürüp Londra’nın ortasına bıraksan

Bir bülbül gibi yaşayışını değiştirmez çocuktur…’’ dedik.

Ve dedik ki; ‘’Leyla diyorsam kesik yanaklarıyla Leyla

Üç köşeli dünyasıyla /Okuyla yayıyla yaylasıyla acımasıyla

Leyla diyorsam şu bizim gerçek Leyla …’’

Ufuk açan şair Sezai Karakoç ağabeyin ‘Köşe’ şiirinden mülhemle;

‘Sen geldin bu ülkenin deli köşesinde durdun…’ ve kuklalara gelirayak konuşmasını öğrettin.

Ve kuklalar acımasız ve merhametsiz konuşuyor ya hala, aldırma.

Hani her zuhuratı konuşmalarında, Sezai Karakoç’un diliyle, ‘Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır…’ diye işi hakikatine bağlardın ya, şimdi aynı minval üzere temiz ve kirli çamaşırlarımızı katlayıp, hakikat pınarında yıkama zamanıdır.

Biz atların en güzel biçimini sessizce indiriyoruz kalbimize.

‘Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız’ elbet.