Yeni bir yıla girdik. Takvim değişti, rakamlar yenilendi. Ama insanın hayata baktığı yer büyük ölçüde aynı kaldı.

Bir zamanlar yılbaşı denince sinema salonlarının da bir refleksi vardı. Aralık ayı yaklaşırken perdede benzer hikâyeler çoğalırdı. Işıklarla süslenmiş şehirler, kalabalık sofralar, yanlış anlaşılmaların bir gecede çözüldüğü final sahneleri… Noel filmleri sinemada yerini alır, seyirciye yıl bitmeden bir rahatlama duygusu vaat edilirdi.

Bu filmler yalnızca mevsimlik bir gelenek değildi. Daha derin bir ihtiyaca karşılık geliyorlardı. “Bir şeyler yoluna girebilir” fikrine. Hikâye basitti ama işlevseldi. İyi niyet yeterliydi, biraz sabır her şeyi çözerdi. Yeni yıl, eski yükleri sıfırlayan görünmez bir eşik gibi sunulurdu. Sinema da bu kolektif iyimserliğin bir parçasıydı. Bugün o anlatılar neredeyse tamamen kayboldu. Bu bir tür değişimi değil, bir ruh hâli değişimini işaret ediyor. Çünkü artık kimse, hayatın tek bir gecede toparlanabileceğine inanmıyor.

Sinemada Noel Masalı Bitiyor1

Günümüz sineması yılbaşı fikrine mesafeli. Ne ışıkla kandırıyor ne de müzikle yumuşatıyor. Bunun yerine seyirciyi, tam da yıl değişmişken, değişmeyenlerle baş başa bırakıyor. Son yıllarda iz bırakan filmler büyük masallardan özellikle kaçıyor. Küçük anlara, sessiz gerilimlere, cevapsız sorulara odaklanıyor. Bir bakış, yarım kalan bir cümle, ertelenmiş bir yüzleşme… Noel Baba dünyayı kurtarmıyor. Çoğu zaman günü bile kurtaramıyor.

Yeni sinema dili şunu söylüyor: Hayat takvimle değil, yüklerle ilerliyor. İnsan yaşadıklarını yanında taşıyor. Yıl değişse de o ağırlık yerinde duruyor. Belki de bu yüzden artık perdede “yeniden doğan” karakterler değil, aynı kalan ama buna rağmen yürümeye devam eden insanlar etkiliyor bizi.

Değişim bir patlama değil, çoğu zaman sessiz bir kabulleniş. Noel filmlerinin yerini alan bu yeni sessizlik, bir eksiklik değil. Aksine, sinemanın gerçekle kurduğu daha dürüst bir temas. Işıklar biraz söndü, müzik kısıldı, cevaplar azaldı. Ama yerine tanıdık bir şey geldi. Hayatın kendisi.

Yeni yıl hesaplaşmaları da artık daha suskun. Kimse yüksek sesle “bu yıl bambaşka olacağım” demiyor. Onun yerine daha gerçek bir soru dolaşıyor zihnimizde: “Bu yıl kendime daha az yalan söyleyebilir miyim?”

Sinemanın bugünkü gücü tam olarak burada yatıyor. Bizi motive etmiyor, teselli dağıtmıyor, umut satmıyor. Sadece aynayı tutuyor. Takvim değişti. İnsan aynı kaldı. Belki de asıl yüzleşme tam olarak burada başlıyor. Zira artık mucizelere değil, dürüstlüğe ihtiyacımız var.

Sinemada Noel Masalı Bitiyor0