Sinemada bazı anlar vardır kimse hareket etmez ama gerilim zirveye çıkar. Ne bir kovalamaca olur ne de patlama. Kamera sadece bekler. Seyirci nefesini tutar. Herkes bilir ki bir kişi hareket ederse ortalık cehenneme dönecek. İşte o ana sinemada Meksika açmazı denir.

En az üç taraf vardır. Herkes birbirini tehdit eder. Ama ilk hamleyi yapan kaybeder. Bu yüzden kimse hareket edemez. Gerilim aksiyondan değil, bekleyişten doğar. Bu açmazın sinemadaki en saf hali, The Good, the Bad and the Uglyfinalinde karşımıza çıkar. Üç adam, bir mezarlığın ortasında birbirine bakar. Silahlar çekilmeye hazırdır ama kimse ateş etmez. Dakikalar geçer, yüzler değişmez. Çünkü herkes aynı gerçeği bilir. İlk davranan ölür. O sahnede kurşun değil, zaman gerer izleyiciyi.

Yıllar sonra bu gerilim biçimi değişir ama kaybolmaz. Inglourious Basterds filmindeki taverna sahnesinde Tarantino, açmazı daha sinsi bir yere taşır. Gerilim nihayet patladığında silahlar konuşur, ortalık bir anda kaosa sürüklenir. Ama asıl kırılma o karmaşanın hemen ardından gelir. Aldo Raine (Brad Pitt) üst kattadır, Elinde silah olan Alman askeri de alt katta yanında bir rehineyle beklemektedir. Aldo bunun bir Meksika açmazı olduğunu ve anlaşmaları gerektiğini söyler. Alman asker “Bu bir Meksika açmazı değil,sadece bende silah var” diye itirazeder. Raine’in cevabı sahnenin tonunu değiştirir. Yanındael bombası olduğunu ve kimsenin sağ kalamayacağını sakin bir tonda söyler. O an denge yeniden kurulur. Artık kimse avantajlı değildir. Açmaz, silahların değil, kaçınılmaz sonun eşitliğine dönüşmüştür.
Sonrasında sinema bu kavramı daha da ileri götürür. The Dark Knight filmindeki feribot sahnesi, Meksika açmazını bambaşka bir düzleme taşır. Bu kez ortada silah yerine Içerisine bomba yerleştirimiş iki gemi ve iki grup insan vardır. ‘Karşı tarafı yok etmezsen sen öleceksin’ fikri gerilimi üst seviyeye çıkarır. Açmaz artık fiziksel değil, ahlakidir. İki gemide de ortak kararla basılacak birer düğme vardır ama iki taraf da birbirini öldüremez. Zira mesele hayatta kalmak değil, insan kalmaktır.
Sinemanın geçirdiği dönüşüm belki de tam burada gizli. Eskiden mesele kimin daha hızlı davrandığıydı. Şimdi mesele kimin daha uzun dayanabildiği. Kahramanlık refleksle ölçülürdü, şimdi karakterle ölçülüyor. Çünkü seyirci artık sonucu değil, o sonuç gelene kadar yaşanan gerilimi izlemek istiyor.

Meksika açmazı bu yüzden güçlü. Çünkü hayatın kendisine benziyor. Çoğu zaman insanlar birbirine silah çekmez ama gizli bir savaş halindedir.

Karşısındakinin hata yapmasını bekler. Ve bazen en büyük gerilim, hiçbir şey olmamasıdır. Sinemada en tehlikeli an, tetiğe basılan değil, akisne kimsenin basamadığı andır.