Bu yazıyı: “Bir yetimin derdine derman oldun mu?” diye yazıp bırakasım var…
Tabii, sen de “Sana ne kardeşim! Senden mi öğreneceğiz insanlığı?” diyebilirsin.
Biz bir şeyler demeye, tartışmaya devam ededuralım. Antalya’da, savaşan ülkelerin dışişleri bakanları tartışadursun. Dışarıda kar yağadursun. Durmayan bir şeyler var dünyada. Irmak gibi akan bir hayat var. Mevsimler, günler durmuyor. Çocuklar, kediler, yuvalarında kuşlar acıkmaya devam ediyor. İnsanlar hırslarıyla, coşkularıyla, aşklarıyla, başarılarıyla, paralarıyla gümbür gümbür yürüyorlar mezarlıklara doğru. Kervanlar diziliyor mezarlıklara doğru. Tüm denklerimizi çatıyor, denklemlerimizi kuruyoruz ama yolların sonu mezarlıklara bağlanıyor. Kıyamet yürüyüşüne kariyer basamaklarını tırmanmak diyor “Şu haklı, bu haksız” diyen ölümlüler!
Bir gönle girememiş insanların o muhteşem ve kibirli ve aymaz ve asla dinlemeyen halleriyle, dinliyormuş gibi yaptıkları dünyaya kar yağıyor. Kar yavaş yavaş, tane tane yağıyor. Çocuklar sanki gurbetten çok sevdikleri dayıları, halaları gelmiş gibi seviniyorlar pencere arkalarında. Kar yağıyor, Allah’ın gönlünden insanların yüreğine inşirah gibi kar yağıyor.
Hızla bahar gelsin istiyoruz. Hızla tatil gelsin istiyoruz. Hızlıca emekli olalım istiyoruz. Hızlıca olsun meyveler dallarında istiyoruz. Sırada ne var? Hadi hadi! Çabuk çabuk geçelim bu bahsi de, diyoruz. O filmi de izleyelim, o kitabı da okuyalım, o insanla da tanışıp içini boşaltalım ve sıradakiler yerlerini alsın! Marketteki tüm yağları alalım, benzinlikteki tüm mazotu depoya dolduralım, fırında ekmek bırakmayalım, pencereleri sıkı sıkı kapatalım, İdlib’den ya da Odessa’dan ya da Kandahar’dan haberler gelmesin içeriye. Kar romantik romantik yağarken; başka bir yerde vahşi bir düşman gibi kulübelere, harap evlere, bombaların patladığı şehirlere zalim bir ordu gibi girerken biz kartopu oynayalım! Olmadı. Evet, yazı olmadı. Kar, yağmur er coğrafyaya aynı yağara ama etkileri farklı olur. Belki de bir ders çıkarmamız içindir.
Kışları çok soğuk geçen bir Anadolu şehrinde doğdum. Köyde tek minibüs vardı. İş günlerinde şehre gidilirdi. Sağlık ocağına at arabasıyla gidildiği zamanları gördüm. Kadınlar düşük yaptıktan yarım saat sonra hayvanların altını temizlemeye, süt sağmaya giderlerdi. Şimdi bile o günleri hatırladığımda içim üşüyor… Dumansız ateşle ısınılan evlerde oturuyoruz. Unutmanın koynunda yatıyoruz. Hatta hafıza silicilerin olduğu bir dünyadayız. Evet, hafıza silici uzmanlar var ve paranızı veriyorsunuz, geçmişinizi siliyorsunuz. Böyleymiş. Hafızasını sildirmiş bir insanın insan kalabileceğini hiç düşünemiyorum!
Antalya’dan barışla ilgili bir karar çıkmadı. İnsanların istatistik rakamı olarak görüldükleri zamandan beri barışla ilgili bir karar çıkmıyor. Kar, tüm unuttuklarımız hatırlamaya devam ediyor. Biz zannediyoruz ki kar bir şeylerin üzerini örtüyor. Hayır, kar üzerindeki izler silinir diyoruz ama hangi iz kalıcı onu da bilmiyoruz. Taşlara, demirlere, suya, havaya yazdığımız ne varsa siliniyor. Ama gönüllere yazılanalar ve mezarlığa doğru giderken bıraktığımız ayak izlerimiz silinmiyor.
Hızla gelsin, hemen onu da tanıyıp, tüketelim dediğimiz ne varsa zaten tükeniyor ama ne insan tükeniyor ne insanın o derinliği ne Allah’ın ruhundan aldığı o parça ne de ölümün tüm fırtınaları yıkıp geçen en büyük fırtına olduğu gerçeği tükeniyor.
Tüm kahramanların bir rüzgarla yıkıldığı yer burası. Burası dünya. Unutmanın ve hatırlamanın vatanı burası. Yıkımın bir parçası olmadan gidebilene aşk olsun!
Bugün de mülteci kampları, bugün de ısınmayan evlerde üşüyen çocuklar, bugün de Romanya sınırındaki kadınların üşüyen ruhları, bugün de yağ ve ekmek ve petrol alamazsa öleceğini düşünenler…
Bir dakika dostum! Kar yağıyor… Ve bir yetimin derdine derman oldun mu?