Sağlık bilgilendirmesi ile kişisel tanıtım arasındaki çizgi nerede başlıyor, nerede bitiyor? Televizyon ekranlarında yıllardır süren sağlık programları gerçekten toplum yararına mı hizmet ediyor, yoksa görünmeyen bir ticari düzenin parçası mı? Bu sorular artık açıkça sorulmayı hak ediyor.
Türk halkının sağlığı üzerinden kimlerin kazanç elde ettiğinin artık sorgulanması gerekiyor.
Bugün televizyon ekranlarında doktorların ve uzmanların yer aldığı sayısız program izliyoruz. Toplumu bilinçlendirmek amacıyla yapılan yayınlara kimsenin itirazı olamaz. Ancak ekranlar, bilgilendirme sınırını aşıp kişisel tanıtım ve ticari kazanç aracına dönüştüğünde ortaya ciddi bir sorun çıkmaktadır.
Düşünün...
Ekran başında sağlık problemi yaşayan bir vatandaş var. Belki acilen bir doktora gitmesi, muayene olması ve profesyonel destek alması gerekiyor. Ancak televizyon ekranında izlediği bir uzmanı dinleyerek kendi kendine teşhis koymaya çalışıyor. Bazen yanlış anlaşılan veya eksik aktarılan bilgiler nedeniyle doktora gitmeyi erteleyebiliyor.
Oysa teşhis televizyon ekranında değil, muayenehanede konulur.
Hastanın öyküsü alınmadan, tetkikler yapılmadan, fiziksel muayene gerçekleştirilmeden sağlık değerlendirmesi yapılamaz. İnsan sağlığı, birkaç dakikalık televizyon programlarına sığdırılamayacak kadar değerlidir.
Bir başka tartışma konusu ise ekranlarda sıkça görülen doktor ve uzmanların yarattığı ticari etkidir. Televizyona çıkan bazı isimlerin kısa sürede tanınırlık kazandığı, bunun da sağlık hizmetlerine olan talebi artırdığı bilinmektedir. Sağlık hizmetleri bir reklam yarışına dönüşmemelidir.
Asıl soru şudur:
Bu programlar gerçekten halk sağlığı için mi yapılıyor, yoksa bazı kişilerin tanıtım faaliyetlerine mi hizmet ediyor?
Kamuoyunda uzun süredir konuşulan bir diğer konu ise bazı uzmanların ve doktorların televizyon programlarına katılmak için çeşitli ödemeler yaptığı yönündeki iddialardır. Eğer böyle bir sistem varsa, bu ödemelerin tamamının yasal kayıtlar içerisinde bulunması gerekir.
Her ticari işlemin faturası olmalıdır.
Her ödemenin resmi kaydı bulunmalıdır.
Bu nedenle ilgili kurumların, özellikle mali denetim birimlerinin ve gerekli görülmesi halinde Mali Suçları Araştırma Kurulu'ın, söz konusu iddiaları araştırması kamu yararı açısından önem taşımaktadır.
Aynı şekilde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu de sağlık içerikli yayınların sınırlarını yeniden değerlendirmelidir. Çünkü sağlık, reyting malzemesi değildir.
Vatandaş hangi bilginin bilimsel tavsiye, hangi bilginin dolaylı tanıtım olduğunu ayırt etmek zorunda bırakılmamalıdır.
Daha da önemlisi, sağlık alanında faaliyet gösteren kişi ve kurumların görünürlük yarışına girmesi, mesleğin saygınlığına zarar verme riski taşımaktadır.
Çünkü sağlık sektörü sıradan bir ticaret alanı değildir.
Bir yanlış yönlendirme maddi kayıp değil, telafisi mümkün olmayan sağlık sorunları doğurabilir.
Bu nedenle sağlık yayınları yalnızca reyting açısından değil; etik, hukuki ve toplumsal sonuçları açısından da değerlendirilmelidir.
Eğer ekranlar halkı bilinçlendirmek için kullanılıyorsa desteklenmelidir.
Ancak ekranlar güven duygusunu kullanarak ticari kazanç elde etmenin aracına dönüşüyorsa, bunun sorgulanması da toplum adına bir sorumluluktur.
Bugün artık şu soruların açıkça sorulması gerekiyor:
• Televizyonlarda sağlık programlarının denetimi yeterli mi?
• Ekranlarda yapılan sağlık tavsiyeleri hangi sınırlar içinde kalmalı?
• Programlara katılan uzmanlar ile yayın kuruluşları arasındaki mali ilişkiler şeffaf mı?
• Sağlık alanında oluşan ticari hareketlilik düzenli olarak denetleniyor mu?
Çünkü konu reyting değil, insan hayatıdır.
Konu tanıtım değil, toplum sağlığıdır.
Sağlık bir sektör olabilir.
Ama insan sağlığı asla bir pazarlama stratejisi olamaz.
İnsan hayatı reklam konusu yapılamaz.
İnsan sağlığı ticaretin merkezine yerleştirilemez.
Televizyon ekranları sağlık hizmeti veremez.
Ve hiçbir ekran, bir doktor muayenesinin yerini tutamaz.
Bu nedenle sağlık üzerinden yürütülen tartışmalı yayınların kamu yararı açısından yeniden ele alınması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü sağlık, ekranlarda pazarlanacak bir ürün değil; korunması gereken en temel insan hakkıdır.