En son kimin duasını aldınız?

En son ne zaman dua ettiniz?

Dua ettiğinizde yüreğinizde bir hafifleme hisseder misiniz?

Dua eden insanların yüzündeki aydınlık hiç avuçlarınıza aktı mı?

Dua ederken duanızın gerçekleştiği hissine kapıldığınız oldu mu?

Dua etmek ile ibadet etmek arasında bir ayrım yapar mısınız?

Duayı düşünür müsünüz hiç?

“Duanız yahut ibadetiniz olmasaydı” diye başlayan bir cümle içinizi yaktı mı hiç?

Dua etmeyi özlediğiniz oldu mu?

“Dua ederken emir kipi kullanıyorum, benim duam kabul olur mu hocam?” diye bir soru duysam herhalde oturur ağlarım. Zira, emir kipi ve diğer kipler insan içindir. Belki hatırlarsınız; Hz. Musa, bir çobanın dua edişine şahit olur ve o üslupla dua etmesine kızar. Bunun üzerine güya Allah tarafından ikaz edilir: Kulum beni nasıl anarsa ansın, ben o duaya icabet ederim, der. Ne kadar doğru bilmem ama mesele dua etmekten vazgeçmemekte. Onun usulü, üslubu, bir şekli olabilir. Ancak Allah katında bilmediğimiz bir ölçü vardır. Bilmediğimiz… Bildiğimiz, kulun duasız ya kibre yahut sefalete düçar olacağıdır.

Bir Afrika yerlisinin duasında, çocuklarından önce keçisini koruması için Allaha yalvarması garibime gitmişti. Öyle ya, keçinin dua içinde ne yeri olabilirdi? Eğer ki evin rızkı o keçi üzerinden çıkıyorsa elbette olurdu. Şahit olanlardan duymuştum, bazı köylerde keçi ya da inek öldüğünde sahiplerinin feryat figan ağladıklarını anlatmışlardı. Keltlerde ise dua ederken o çevrede ağaç, su, dağ, dere ne varsa hepsinin duaya dahil edildiği, serçelerin dahi duada yerini aldığını öğrenmiştim.

Bize; “İğneniz dahi kaybolsa Rabbinizden isteyin” diye öğrettiler. Gün geldi, istemekten utandım, korktum, çekindim, üslubuma kafayı takıp dua etmeden makamdan çok ayrıldığım oldu. Şimdi o günler için utanıyorum. Öyle ya, dua kulun, müminin, insanın tek ederiymiş. Haddini bilmesiymiş. Acizliğini görmesiymiş. İhsandan yüz çevirir mi insan? Hele ki bu ihsan kulu halkeden tarafından veriliyorsa?..

Dua makamı, dua zamanı, dua lisanı, dua hali(…) evet, bunlar var. Ama asıl önemli olan o dilin hazır olması. Dilin temizlenmesi. Bazen o dili biz temizlemeyiz; dilin dua etmesini murad eden Mevla temizler. Duaya hazır hale getirir insanı. Dua etmemize müsaade ediyorsa o dua çoktan kabul olmuştur zaten! Biz aciz ve aceleci insanlar ise illa ki duamızdaki hali, nesneyi, varlığı görmek dileriz. Oysa, gönlümüzden dilimize, ya da gönül dilimize akan o kelimeler zaten duanın gerçekleşmiş halidir. Belki de bu sebeple dili dualı olun, demişlerdir. Diliniz boş kalmasın, demişlerdir. Zira, dil duadan koptukça acı meyvelere meyil artacaktır. Dil, duanın tadını aldıktan sonra ise hiçbir tatlı o tadı vermeyecektir.

Sahi, siz başkalarına, dünyaya, âleme, hayata, sevdiklerinize yahut sevmediklerinize dua ediyor musunuz?

Belki de bu âleme bir dua etmek için geldik. Belki de birilerinin kabul olmuş duasıyız. Birilerinin rüyasında ya da bir rüyada kaybolup gitmeden, azıcık gözlerimizi aralayıp şükürle başlanan bir duanın tam ortasına düşsek! Sanki iftar topu patlamış da bir yudum su içmiş gibi olacağız.

Dua, açılmaz kapıları açan anahtar. Gönüllerin kilidini kıran naif gürz. Verecek bir lokmanız yoktur belki garibe; ama ile devletler verirsiniz kimsesize bir cümlenizle.

Dua halinde olmak, zırh giyinmek gibidir ama bu zırh savaş zırhı değil; kötülüğe maruz kalmanızı ve kötülük etmenizi engelleyen atlas bir zırhtır ki Medine kokar, Şam kokar, Buhara kokar, Prizren kokar, Üsküp kokar, insanın en yalın hali kokar... Dua, cennet kokusudur, cinnet yüklenmek için hamal olduğumuz şu yalan dünyada.