Bir fotoğraf karesi...

Sokak ortasında kanlar içerisinde yatan bir çocuğun cansız bedeni ve başında bekleyen diğer bir çocuk.

Acıyı daha yakından hissetmek için bir anlığına hayatını kaybetmiş o çocuğun sizin kendi çocuğunuz, kendi yakınınız, kendi canınız olduğunu düşünün.

Kahredici değil mi?

Yaşam, tutunmaktır hayata.

İnsanın dünya hayatına başlangıcı da spermin yumurtaya tutunması değil midir?

Bebek, annenin sevgi ve ilgisine tutunur.

İnsan yaşayabilmesi için hayatta bir şeylere tutunma ihtiyacı hisseder.

Hayatlarına son verenler, muhtemeldir ki tutunacak bir şeylerinin kalmadığı yanılgısına düştükleri için bunu yapmışlardır.

Ya hayatlara, hayatlarının baharında olanlara yaşama tutunma fırsatı veremeyen, onları hayattan koparan, hayatı onlara zehir edenlere ne demeli?

Pervasızca hayatı ve hayatları yerle bir edenlere ne söylenmeli?

Her birimiz bir hayat yaşıyoruz; acısıyla, tatlısıyla, sevinciyle, kederiyle.

Kendi küçük dünyamız içerisinde yaşama tutunmaya çalışıyoruz.

Hayat meşgalesi içerisinde kaybolup gidiyoruz çoğu defa.

Söylediklerimiz, yapıp ettiklerimiz hem kendimizi hem de kendi dünyamız ve etki alanımız içerisindekilere tesir ediyor.

Yabana atılmaması gereken dualarımız, sessiz çığlıklarımız, içimizde kopan fırtınalar ve isyanlarımız illaki bir yerlerde bir etkiye sebep oluyor.

Hiç olmazsa yanlış giden bir şeylere karşı kendimizi koruyor, kirlenmemize mâni oluyor.

İnsanca yaşayıp, geçip gitmek lazım bu dünyadan.

Zaten yeterince kirli olan dünyayı, fazla kirlenmeden ve hiç kirletmemeye çalışarak yolculuğu sürdürmek lazım.

Her birimizin bir eceli, bir ömrü, bir zamanı var bu kısacık dünya hayatı içerisinde.

Yaşamı yalnızca kendi keyifleri, kendi düşünceleri, kendi inançları, kendi ideolojileri için kurgulayanlar ve bu kurguyu insanların acıları, gözyaşları, kanları ve hayatları üzerine inşa edenler bilsin ki inşa ettikleri her ne ise yıkılıp gidecek.

Bilsinler ki kendileri de aldıkları ahların altında kalacak.

Çünkü öldürmeyi iyi bilenler, yaşatmak gibi bir kaygısı olmayanlar dünyayı imar edemezler.

Yeryüzünü mamur etmek iddiasında bulunup yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar bilsin ki zulümleri ilelebet sürmeyecek.

Hayatı ancak yaşamın anlam ve amacını bilen; insan merkezli bir yaşamı, insana değer veren bir anlayışı, insanı yaşatmak gayesiyle inşa etmeye çalışan kimseler imar edebilir.

Umarım onların gelişi çok gecikmez.