Her yıl üniversitelerimizden yüzbinlerce genç mezun olarak hayata atılmanın hayalini kuruyor.

Üniversiteye bir mesleğe sahip olabilmenin yanında hayata daha iyi konumla başlayabilmek adına giden ve mezuniyet sonrasında uygun şartlarda iş bularak mesleğini icra etmek isteyen gençlerin ülkemizde birtakım sorunlarla karşı karşıya kaldığının altını önemle çizmek istiyorum.

Bu sorunların en tepesinde mezuniyet sonrasında yapılan iş başvurularında gençlerden tecrübe istenilmesi gelmektedir.

Üniversitelerdeki neredeyse her bölümün mezunundan tecrübe istenilmesi gençlerin önüne çekilen ve aşılması son derece zor olan büyük bir engel olarak görülmelidir.

Öncelikle gençlerden tecrübe isteyen insan kaynakları sorumlularının kendilerinin de birer üniversite mezunu olarak ilk işe başladıklarında böyle bir durumla karşılaşmaları durumunda nasıl bir tepki vereceklerini merak etmemek elden bile değildir.

Yani her üniversite mezunu aynı yollardan geçerek iş başvurusu yapmaktadır ve bu gerçekle karşı karşıya kalan yeni mezunun ne durumda kalacağını çok iyi biliyor olmalıdır.

Böyle bir durumla karşı karşıya kalacaklarını bildiğim için öğrencilerime hep şu tavsiyede bulunuyorum: Üniversite döneminde yaz tatillerinde veya derslerinizden arda kalan zaman dilimlerinde part-time olarak olsa bile mutlaka bir yerlerde çalışınız.

Eğer bunu yaparsanız yarın mezun olduğunuzda yapacağınız iş başvurularında tecrübe sorununu ortadan kaldırmış olursunuz.

Şayet bu dediğimi yapmazsanız mezuniyet sonrası iş başvurularınızda tecrübeyle ilgili çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalırsınız.

Yeni mezun gençlerden tecrübe istenilmesi kadar yanlış bir beklenti içerisinde olunamaz.

Böyle durumda olan gençlerden istenilmesi gereken bu gençlerin hangi kabiliyetlere sahip olduğunu belirlemek üzere bir kabiliyet ve yetenek testinden geçirmek olmalıdır.

Eğer kabiliyetlerini belgeleyebildikleri belgeleri varsa belgelerini yoksa hangi konuya veya bölüme kabiliyetleri varsa onu test edebilecek bir teste tabi tutulmaları son derece uygun olacaktır.

Burada bölüm derken bunu bir örnek üzerinden açıkladığımızda daha anlaşılır bir durumla karşı karşıya kalırız.

Şöyle ki; işletme, iktisat veya benzeri bölümlerden mezun olmuş bir gencin bir şirkete iş başvurusunda bulunduğunda o gencin pazarlama, finans, üretim veya muhasebe gibi bölümlerden hangisi için daha uygun olduğuna karar verebilmek için tabi tutulması gereken bir testten bahsediyoruz.

Yani kısacası gencin kabiliyeti ortaya konularak kabiliyetine uygun bir iş verilmesi gerek işletme açısından gerekse de genç açısından son derece önemli bir konudur.

Artık dünyanın geldiği noktaya baktığımızda üniversitelerin diplomaları önemlidir ama dünyanın en iyi üniversitesinden mezun bir genç dahi olsa eğer elde ettiği diploma işe başladığı şirket için bir değer üretemiyorsa o diplomanın hiçbir anlamı yoktur.

Diğer bir ifadeyle değer üreten diploma değerli değer üretemeyen diploma ise çok ama çok değersizdir.

Gelinen noktada önemli olan kabiliyettir ve kabiliyeti ortaya çıkarabilmekte ayrı bir nitelik olarak ön plana çıkmaktadır.

Kısacası işe göre adam mı?

Ya da adama göre iş mi?