Evet, yine baş örtüsü, yine İslam, Müslümanlık üzerinden fütursuz saldırılar yoğunlaştı. Bazı vekil ve şahıslarda her zaman ki gibi Atatürk adını ve Atatürkçülüğü kullanarak din eğitiminden tutun, türbandan devam edin, İmam hatiplerden çıkın fütursuzca din saldırganlığı moduna geçti.

CHP Milletvekili Hasan Öztürkmen; “Okullarda dini etkinlikler düzenlemek açıkça anayasa’ya, eğitim bilimine ve uluslar arası çocuk hakları sözleşmesine aykırıdır” dedi.

Belli ki sayın vekil kendisini İsrail vatandaşı zannedip o ülkeli gibi konuşmuş.

O zaman böyle düşünenlere bizzat Atatürk’ün ağzından cevap verelim.

Dönelim Cumhuriyet’in kurulduğu yıllara, bakalım Atatürk Din eğitimi ile ilgi nasıl durmuş, neler demiş…

Din eğitimi alanındaki değişme ve gelişmelere yön vermede, Atatürk'ün din hakkındaki görüşleri birinci derecede etkili olmuştu Cumhuriyet’in ilk yıllarında.

Atatürk'ün din ve din eğitimi hakkındaki görüşlerini yansıtması bakımından 1923'te Fransız Gazeteci Maurice Perno ile yaptığı röportaj oldukça dikkat çekiciydi:

Gazeteci: “Şu halde yeni Türkiye'nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak demek?”

Atatürk: “Siyasetimiz dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz. “

Gazeteci tekrar soruyor ve izahat istiyor. Atatürk bunun üzerine şu açıklamayı yapıyor;

“Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakfkate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye ye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir, çünkü dinimiz akla mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymasaydı, bununla diğer ilahi doğa yasaları arasında karışıklık olması gerekirdi; çünkü bütün evren yasalarını yapan Cenab-ı Haktır.“ (Kaynak: Atatürk Araştırma Merkezi https://atam.gov.tr)

23 Nisan 1920' den (3 Mart 1924 yılında çıkarılan) Tevhit-i Tedrisat Kanunu' nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, yaklaşık dört yıl süren Milli Mücadele yılları ve Cumhuriyet'in hazırlık döneminde, Osmanlı Devleti'nden devralınmış öğretim kurumları, sosyal ve ekonomik şartlar ölçüsünde geliştirilerek devam ettirilmeye çalışılmıştır.

TBMM zabıtları incelendiğinde, meclisin açılışından üç gün sonra Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında yapılan toplantıda (26 Nisan 1336/1920), meclis ihtisas komisyonlarının (encümenlerin) kurulması münasebetiyle yapılan müzakerelerde, en çok konuşulan konunun eğitim, ve özellikle din eğitimi konusu olduğunu görüyoruz. Söz alan üyeler din eğitimine önem verilmesine işaret ederek tedrisat İşini esaslı bir halde icra etmek ve memleketimizin muhtaç olduğu bu esası tesbit etmek için komisyonların çalışma alanlarını belirlemiş, ayrıca din eğitimine ve din görevlisi yetiştirilmesi konusuna önem verilmesine temas etmişlerdir.

M. Kemal Paşa'nın 23.3:1923 tarihindeki Konya gezisinde medrese ve okulları ziyaretinde yaptığı konuşma, bu konudaki yaklaşımını göstermesi bakımından oldukça önem taşımaktadır. O günkü gazetelere "Gazi Darülhilafe Medresesinde" başlığı ile intikal eden haberler ve Gazi'nin konuşması:

"Memnuniyetle görüyorum ki, tedris ve tederrüs cidden hakikat-i diniye dairesindedir. İnşallah memleketimizi, milletimizi ihya edecek asrf ve hakiki ulema faziletkar müderrislerimiz sayesinde siz olacaksınız. Kıymetli ve hakiki ulemamızın mevkii yüksektir. Ulemamızın erbab-ı ilim ve irfanımızın himmeti ve irşatlarıyla inşallah İbni Rüştler, İbni Sinalar, Farabiler, İmam Gazali'ler milletimizin içinden çıkarak bu asrın tekamülatıyla mücehhez olarak ihya-yı hakikat-ı diniye eyleyeceklerdir. ”

Mustafa Kemal Paşa, 2.2.1923'de İzmir'de halka hitaben yaptığı konuşmada,

"Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa tetabuk etmesi lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır. İslam hayat-ı ictimaiyesinde, hiç kimsenin bir sınıf-ı mahsus halinde muhafaza-i mevcudiyete hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, ahkam-ı diniye ye muvafık harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhhanlık yoktur, hepimiz müsaviyiz ve dinimizin gerektirdiklerini öğrenmeye mecburuz. Her fert, dinini, diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir."

Gelelim Ulu Önder Atatürk’ün kaleme aldığı “NUTUK” kitabına;

“Müslümanlığın, yüzyıllardan beri yapılageldiği üzere bir siyaset aracı olarak kullanılmaktan kurtarılmasının ve yüceltilmesinin şart olduğu gerçeğini de görmüş bulunuyoruz” (Nutuk, sayfa.552)

“Müslüman ve Türk milletini en alt seviyeye düşmüş sanmak ve İslam dünyasının vicdan temizliğinden, ahlak ve karakterindeki incelikten, alçakça ve canice maksatlar için yararlanma yolunu tutmak, artık o kadar kolay olmayacaktır. Küstahlığında bir derecesi vardır.”(Nutuk, sayfa 554)

Batı’nın emel ve hırsına alet olmaya devam eden bazı şahızlara en yüksek volüm den sesleniyorum;

Bizim dinimizden, Türk oluşumuzdan, Türkiye oluşumuzdan, başta İsrail olmak üzere düşman devletler zaten hep rahatsız, zaten yıllardır ülkemde buna yönelik üretmedikleri kargaşa kalmadı, bizi biz yapan değerlerimizi parçalamak için ellerinden geleni yaptılar, yapmaya da devam edecekler. Ve bunu da yıllarca hep sinsice yaptılar. İçerimizdeki hainleri kullanarak yaptılar, yapacaklarda.

Daa!

Sayın vekil ve vekil gibi düşünenlere haliyle soruyorum; Pardon da, siz bundan niye rahatsızsınız?

Değil mi ama?

Ulu önder Atatürk’ün sahip çıkıp titizlendiği bir şeye savaş açmak neyin nesi!?

Atatürk’ün Başkomutanlığında yapılan savaşta, Allah Allah nidalarıyla düşmanı püskürten bizim askerlerimizdi. O Mehmetçik, o komutanlar cephelerde namaz kılarak düşmanın üzerine yürüyordu…

Belli ki siz bambaşka bir Atatürk üretmişsiniz kafanızda…

Ülkemin kendi gerçekleri var, batının bize enjekte etmeye çalıştığı çakma gerçeklerin peşinden sürüklenmek yerine kendi gerçeklerimizi doğru özümsemek zorundayız.

Aksi halde batı’nın ağzından çıkanlara hizmet etmek, yarınlarımız da büyük harflerle sizi tarihin sayfalarına HAİN olarak yazacaktır.

Haa, dert öyle yazılmamaksa milli ve yerli değerlerimize sahip çıkıp, tarihe, “bu oyunlara alet olmayanlar” olarak isminizi kazımanın derdine düşün