Yazımı kaleme aldığım zaman diliminde İran’ın vermiş olduğu teklifin ABD tarafından kabul edilmemesi vesilesiyle ABD ve İsrail’in tekrar İran’a saldırma ihtimali üzerinde durulan bir süreç yaşanıyor.

Ve ABD İran’ın makul bir teklif vermemesi durumunda İran’a saldırılacağına dair açıklamaları ardı arkasına sıralamaktadır.

Aradan geçen görüşme ve ateşkes sürecinde barışla ilgili olarak yol alınamamasını anlamak son derece üzücü bir durumdur.

ABD’nin İran’ın asla nükleer silaha sahip olamayacağı üzerine kurduğu barış sürecinin bu şekilde ısrarlı yaklaşımlarla zaten işin başında sonuca ulaşamayacağı oldukça aşikardı.

İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağı yönündeki ısrarın İsrail’e geldiğinde yapılmamasını anlamakta da zorlanmadığımızı belirtmek son derece yerinde olacaktır.

Aynı coğrafyada nükleer silaha İsrail sahip olurken İran’ın sahip olamaması anlamak için müneccim olmaya da gerek yoktur.

Müslüman bir ülkenin nükleere sahip olması batılılar için bir tehdit olarak algılanması son derece normal görülürken İsrail’in nükleere sahip olmasının Müslüman ülkeler tarafından bir tehdit olarak algılanması anormal olarak görülmektedir.

Bu anormal şekildeki görünüm ise batılılar tarafından normal algılandığı için dünyada Müslümanlara karşı her zaman bir çifte standart uygulanmıştır.

Çifte standartı Müslümana karşı uygulayan batı sözde demokrasinin yatağı görünümünde hayatına devam etmeye çalışmaktadır.

Batının bu gayreti özellikle batıda yaşayan halklar tarafından da ciddi şekilde protesto edilmeye devam etmektedir.

Dünya halklarının bu uyanışı devam ettiği müddetçe dünyada yaşanan çifte standart uygulaması gün gelecek son bulacaktır.

Eğer savaş kaldığı yerden devam edecek olursa bu durumu dünya ülkelerinin özellikle ekonomi anlamda kaldırma güçleri çokta olamayacaktır.

Değerlendirilen harekat planlamalarında İran’ın nükleer çalışmalar yaptığı altyapı ile askeri bölgelerin bombalanmasının yanında belirli özel bölgelere yapılacak özel harekat operasyonlarının yer aldığı bilinmektedir.

Ateşkes başladığından bu yana ABD ve İsrail savaşın tekrar başlama ihtimaline karşılık zaten hazırlıklarına devam etmekteydiler.

Anlaşmaya yaklaşılamaması vesilesiyle ilk defa bu kadar ciddi hazırlıkların başladığı bir sürecin başladığına dünya şahit olmaktadır.

ABD’nin İran’ı tehditlerle bir köşeye sıkıştırmaya çalışması ve tehdit diliyle konuya yaklaşmasını da anlamak mümkün değildir.

Ayrıca diplomasi dilinde tehditin yerinin olmayacağını bilerek hareket eden ülkelerin her zaman karlı çıktığını da birilerinin ABD Başkanına söylemesinde fayda olacağının da altını çizmenin yerinde olduğunu düşünüyorum.

Savaşın kaldığı yerden devam etmesi ülkemiz için ciddi sorunların devam edeceği anlamına da gelmektedir.

Örneğin savaş devam ederse ülkemiz turizm açısından çok ama çok olumsuz etkilenir.

Çünkü yanı başında savaşın meydana geldiği bir ülkeye kimse seyahat etmek istemez.

Bunun yanında petrole dayalı hammaddelerin yoğun kullanıldığı ülkemizde savaş kaynaklı maliyetlerin yukarıya gitmesi de bir olumsuz durum olarak ekonomimize yansıyacaktır.

Uzun kara sınırına sahip olduğumuz İran’da ki her olumsuzluğun bize yansıması da aynı derece de olumsuz olacağı için sosyolojik anlamda da ciddi sorunlarla karşı karşıya kalma ihtimalimiz de yüksektir.

Umarım diplomasi kazanır ve taraflar bir anlaşma metninde anlaşma yolunu seçerek biran önce Hürmüz Boğazı dünya ülkelerinin kullanımına açılmış olur.