İnsan, yeryüzüne adım attığı ilk andan itibaren bir arayışın yolcusudur; aradığı şeyin adı ise çoğu zaman huzurdur.

Ne var ki pusulası şaşmış bir yolcu gibi, huzuru çoğunlukla bulunmayacağı yerlerde arar.

Kimi onu kasasında biriken servette, kimi genişleyen mülkünde, kimi de yükseldikçe yükselen makamında bulacağını sanır.

Kimi şanın, şöhretin, alkışın peşine düşer; adının dillerde dolaşmasını kalbinin sükûnu zanneder.

Oysa huzur sadece bir rahatlık hâli değil, aksine kalbin kendi aslına, kendi menşeine kavuşmasıdır.

Dışarıdan gelen her nimet bedeni bir müddet avutabilir; fakat kalbin açlığını hiçbir hazine dindiremez.

Huzur, dışarıdan içeriye taşınan bir yük değil, içeriden dışarıya taşan bir mutmainlikdir.

Tıpkı köklerinden kopan bir ağacın, en bereketli bahçeye dikilse bile kuruması gibi.

Bugünün insanı ise hiç olmadığı kadar imkâna sahipken hiç olmadığı kadar huzursuzdur.

Evler büyüdü, sofralar zenginleşti, mesafeler kısaldı; ama gönüller daraldı, uykular kaçtı, sohbetler soğudu.

Ekranlar başkalarının hayatını önümüze serdikçe, kendi hayatımızın kıymetini görmez olduk.

Bir hedefe ulaştığımızda sevinç ancak birkaç gün sürüyor, ardından yeni bir eksiklik duygusu kapımızı çalıyor.

Bu hengamede insan, susuzluğunu tuzlu suyla gidermeye çalışan bir yolcuya dönüştü; içtikçe yanıyor, yandıkça daha çok içiyor.

Hakikat ise son derece sadedir; aradığımız şey hiçbir zaman uzakta olmamıştır, biz ona sırtımızı dönmüşüzdür.

Kalbi yaratan, huzuru da o kalbin tam merkezine yerleştirmiştir.

Kalp ancak sahibine yöneldiğinde, O'nu andığında ve O'na dayandığında tatmin olur.

Ona yönelmeyen bir kalp, dünyanın bütün kapılarını çalsa da evine dönemeyen bir yolcu gibi kalır.

Ona yönelen kalp ise bir hasır üzerinde, bir lokma ekmekle bile sultanların bilmediği bir sükûnu tadar.

Mal elde tutulur, makam bırakılır, şöhret unutulur; ama sahibini bulmuş bir kalbin huzuru hiçbir el tarafından gasbedilemez.

Bu yüzden asıl yolculuk dışarıya değil, içeriye doğru yapılması gereken yolculuktur.

Gürültüden uzak bir an, samimi bir dua, temiz bir niyet, o kapının anahtarını kalbimize yeniden teslim eder.

Fırtınalı denizlerde liman arayan gemi gibi, kalp de çırpındıkça değil, sahibine teslim oldukça sükûna erer.

Huzuru dünyanın dört bir yanında arayıp yorulan insan, aradığının hep kendi göğsünde, sahibine açılmayı bekleyen bir kapının ardında durduğunu bir gün mutlaka fark eder.