Tarihler 18 Mart 1953’ü gösterdiğinde Balıkesir’in Gönen ve Çanakkale’nin Yenice ilçesini kapsayan alanda 7,2 şiddetinde büyük bir deprem meydana gelmişti. Saatler 21:08’i gösteriyordu. Resmi kayıtlara göre 265 kişi hayatını kaybetmiş, 8000’den fazla bina zarar görmüş; 211 okul, 176 resmi bina ve 27 cami yıkılmıştı.

Yenice-Gönen Depremi, Soğuk Savaş Dönemi’nin en keskin yıllarına denk gelmişti. Türkiye’nin NATO üyesi olmasının üzerinden aşağı yukarı bir yıl geçmişti. Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki gerilim had safhadaydı. Türk dış politikasının ve kamuoyunun Sovyet tehdidiyle meşgul olduğu, telaşlı zamanlardı.

Deprem böyle bir zamanda çıkagelmişti. Doğal afet ve salgın hastalık gibi olağanüstü olaylarda, insanlar da olağanüstü düşünür. Bu kaotik ortam içinde Yenice-Gönen Depremi’nin suni bir deprem olduğuna ilişkin birtakım iddialar konuşulmaya başlandı. İddiaya göre Rus bilim adamları, kozmik ışınlar vasıtasıyla bölgede depremi bilinçli olarak tetiklemişti.

Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş’ta meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin ardından da benzer iddiaların kamuoyunda hararetle tartışıldığı görülüyor. Bu defa tartışmaların odağında HAARP teknolojisi var. Buna göre HAARP teknolojisi ile yapay deprem oluşturulabiliyor. HAARP (Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı) Amerika Birleşik Devletleri’nin Alaska eyaletinde yürüttüğü bilimsel bir proje.

HAARP, Pentagon’un kontrolündedir. Açık kaynaklardan edinilen bilgilere göre projenin denizaltılarla haberleşmeyi kolaylaştırmak, füzeleri havada imha etmek, etkili olduğu sahada haberleşmeyi kesmek gibi çok çeşitli askeri güvenliğe ilişkin amaçları vardır. Ancak bazı bilim adamları HAARP teknolojisinin ozon tabakası ile oynamak, iklimleri değiştirmek, radyasyon yaymayan termonükleer patlamalar yaratmak ve deprem oluşturmak şeklinde çok sayıda “gizli” etkisinin olduğunu söylüyor.

Buradan hareketle, Türk kamuoyu da Türkiye’de peş peşe meydana gelen yıkıcı depremlerin HAARP teknolojisinin ürettiği manyetik dalgalar nedeniyle oluşup oluşmadığını tartışıyor. Bu tartışmaların kamuoyunda kolayca yer bulmasının en önemli nedeni, Türk-Amerikan ilişkilerinde uzun zamandır yaşanan gerilim ve güven krizi.

Jeolog Prof. Dr. Celal Şengör, HAARP ile yapay deprem oluşturulamayacağını belirtirken, alanın bir diğer önemli ismi Prof. Dr. Naci Görür’ün, Şengör’e nazaran tartışmalara daha ihtiyatlı yaklaştığı görülüyor. Şengör’e göre tüm bu tartışmalar birer “deli saçması”dır, o nedenle dikkate almaya gerek yoktur. Görür ise, manyetik dalgaların yeterince stres biriktirmiş faylarda tetiklemeye neden olabileceğini ifade ettikten sonra şöyle ekliyor: “Yer bilimciler ‘Hadi canım sen de’ diyoruz. Biz inanmıyoruz, bunun doğruluğuna inanmıyoruz ama böyle bir söylem var yani bize inandırıcı gelmiyor, bilmiyoruz yani. O konuda herhangi bir şey söyleyemem.”

Öyle anlaşılıyor ki bu tartışmalardan kesin sonuçlara varmak şimdilik pek mümkün değil. Ancak hepimizin kabul ettiği bir gerçek var. O da Türkiye’nin deprem kuşağında yer alan bir ülke olması. Bize düşen, bu gerçekliğe göre hareket ederek tüm tedbirleri en hızlı biçimde almaktır. Hiçbir tartışma veya iddia sorumluluklarımıza bir bahane ya da perde olmamalı. Yaşadığımız felaketin bir benzerine bir daha maruz kalmamak için şu üç konuda, her ne olursa olsun asla taviz verilmemeli: Doğru projelendirme, doğru imalat ve doğru denetim.