Türkiye büyüyordu. Rakamlar artıyor, şehirler genişliyor, ihracat rekorları kırılıyor, yeni sektörler doğuyordu. Ama büyümenin ortasında sessiz bir eksiklik hissediliyordu: Üretenlerin ortak bir vicdanı, ortak bir vizyonu ve ortak bir sorumluluk zemini yoktu.

İş dünyası vardı. Sermaye vardı. Dernekler, odalar, birlikler vardı.
Ama memleket meselesini merkeze alan, “kazanırken ülkeyi de büyütmek” iddiasını yüksek sesle dillendiren, yerli üretimi stratejik bir mesele olarak gören, devlet-millet-iş dünyası bağını tarihsel hafızasıyla kuran bir yapı eksikti.

Girişimci İş ve Fikir İnsanları Derneği (GİSİAD) tam bu boşlukta doğdu.

Bu topraklarda ticaret, asırlardır sadece kazanç kapısı olmadı. Ahilik geleneği esnafı yalnızca üretimde değil, ahlakta da denetledi. Lonca sistemi devlete rakip olmadı; düzenin bir parçası oldu. Sermaye, devleti zayıflatacak bir güç değil; onu tahkim eden bir unsur olarak görüldü. Ancak modern dönemde hızlanan küreselleşme, finansal hareketlilik ve kontrolsüz sermaye akışları bu tarihsel dengeyi zaman zaman aşındırdı.

Türkiye artık yeni bir eşikte. Enerji güvenliğinden savunma teknolojilerine, dijital dönüşümden tarım stratejilerine kadar pek çok başlık, ekonomik bağımsızlık kavramını yeniden gündeme taşıyor. Böyle bir dönemde iş dünyasının yalnızca bilanço konuşması yeterli değil. Üretenlerin, düşünenlerin, yatırım yapanların ortak bir duruş üretmesi gerekiyor.

GİSİAD işte bu ihtiyaçtan doğdu.

Sadece bir sivil toplum kuruluşu olarak değil; sermayenin karakter meselesi olduğunu savunan bir bilinç olarak… Anadolu’daki girişimciyi küresel pazara taşımayı hedefleyen, genç iş insanını sistemin içine entegre etmeyi amaçlayan, yerli üretimi stratejik bir zorunluluk olarak gören bir platform olarak…

Bu yapının kurucu genel başkanı Remzi Dursunkaya ise kendi iş hayatında inşa ettiği modeli şimdi kolektif bir vizyona dönüştürmeye çalışıyor.
Karem Yapı’daki konut üretiminden Baykovan’la yerel markalaşmaya, MedicaCity Clinic yatırımıyla sağlık sektörüne uzanan çizgi; sadece ticari bir genişleme değil, kalkınmayı bütüncül okuma çabası.

XxxxxXXXXXXXXXXXXXXXXXX

“SERMAYE KARAKTER GÖSTERİR; BU TOPRAKLARDA KARAKTER DEVLETE SIRT DÖNMEZ”

GİSİAD Kurucu Genel Başkanı Remzi Dursunkaya ile Ekonomik Duruş, Üreten Türkiye ve Yeni İş Dünyası Vizyonu Üzerine

xxxxxxxxxxxxx

— GİSİAD’ın kuruluşundan başlayalım. Böyle bir derneğe neden ihtiyaç vardı?

Remzi Dursunkaya:

Türkiye son yirmi yılda büyük bir dönüşüm yaşadı. Altyapı yatırımları, savunma sanayinde yerlilik oranının artışı, enerji bağımsızlığına yönelik adımlar, şehir hastaneleri, ulaşım projeleri… Bunların hepsi devlet iradesinin ortaya koyduğu büyük bir inşa sürecidir. Ancak bu sürecin bir ayağı eksikti: İş dünyasının ortak bir vizyon etrafında örgütlenmesi.

Dernekler vardı, odalar vardı, birlikler vardı, doğru. Fakat “memleket meselesini merkeze alan”, üretimi stratejik bir konu olarak gören, yerli girişimciyi organize etmeyi hedefleyen ve devlet-millet-iş dünyası arasındaki bağı tarihsel hafızasıyla kuran bir yapı yoktu.

Biz GİSİAD’ı bir tepki olarak değil, bir ihtiyaç olarak kurduk. Çünkü Türkiye artık sıradan bir ekonomik büyüme sürecinde değil; küresel rekabetin tam ortasında. Enerji güvenliği, gıda arzı, dijital egemenlik, savunma teknolojileri… Bunlar artık sadece teknik başlıklar değil, bağımsızlık başlıklarıdır.

Böyle bir dönemde iş insanı sadece bilanço konuşamaz. Üretenlerin ortak bir bilinç üretmesi gerekiyordu. GİSİAD işte bu bilinç ihtiyacından doğdu.

— Siz sık sık Ahilik geleneğine referans veriyorsunuz. Modern bir iş dünyasında bu tarihsel vurgu neden önemli?

Dursunkaya:

Çünkü biz köksüz bir ekonomik kültüre sahip değiliz. 13. yüzyılda Anadolu’da kurulan Ahilik teşkilatı sadece esnaf örgütlenmesi değildi; bir ekonomik anayasa gibiydi. Ahi Evran’ın öğretisinde kalite, dürüstlük ve toplumsal sorumluluk esastı. Usta, çırağını sadece meslekte değil, ahlakta da yetiştirirdi.

Osmanlı lonca sistemi devlete rakip değildi. Devlet düzeni sağlar, esnaf üretir, toplum fayda görürdü. Ticaret ile devlet arasında çatışma değil, tamamlayıcılık vardı.

Bugün küresel ekonomide sermaye çok hızlı hareket ediyor. Bir gecede ülke değiştirebiliyor. Ama yerli sermaye köklüdür. Bu toprağın havasını solur, bu milletin içinde büyür.

Benim vurguladığım şey şu:
Sermaye nötr değildir. Bir karakter taşır. Bu topraklarda karakter, devlete sırt dönmez.

— 1980 sonrası Türkiye serbest piyasa ekonomisine geçti. Siz o süreci nasıl okuyorsunuz?

Dursunkaya:

1980 kararları Türkiye’nin dışa açılması açısından önemliydi. İhracat arttı, girişimcilik ivme kazandı. Ancak serbest piyasa kuralsız piyasa demek değildir.

1994 krizi, 2001 krizi… Bu iki büyük kırılma bize finansal bağımlılığın ne kadar tehlikeli olduğunu gösterdi. 2001’de bankacılık sistemi çöktü. IMF programları devreye girdi. Türkiye ekonomik karar alma mekanizmasında dış etkilere daha açık hale geldi.

Bu deneyimden sonra şunu anladık: Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık sürdürülemez.

— “Saf” kelimesini özellikle mi kullanıyorsunuz?

Dursunkaya:

Evet, özellikle.

Çünkü mesele sadece yatırım yapmak değil; hangi bilinçle yatırım yaptığınızdır.

Eğer bir ülke ekonomik baskı altındaysa, yatırımını çekmek yerine üretimi artırmak gerekir. Eğer finansal dalgalanma varsa alternatif ticaret ağları kurmak gerekir. Eğer dışarıdan ekonomik manipülasyon varsa, yerli üretimi güçlendirmek gerekir.

Devlet zor zamanlardan geçerken sessiz kalan, hatta beklemeye geçen sermaye bu toprağın sermayesi değildir.

— Kendi iş hayatınızda bu duruşu nasıl uyguladınız? Karem Yapı ile başlayan süreç sizin için ne ifade ediyor?

Dursunkaya:

Benim iş hayatım sahada başladı. Karem Yapı’yı kurarken ilk hedefim güvenilir bir marka olmaktı. İnşaat sektörü Türkiye ekonomisinin lokomotifidir ama aynı zamanda toplumsal dengenin de merkezidir.

Konut sadece yatırım aracı değildir. Bir ailenin güvenidir. Bir çocuğun odasıdır. Bir gencin hayata tutunma umududur.

Türkiye’de arsa maliyetleri, finansman yapıları ve planlama süreçleri konutu zorlaştırıyor. Ulaşılabilir konut üretimi bu yüzden benim için ticari değil, sosyal bir meseledir.

Eğer gençler ev sahibi olamıyorsa, kira krizi derinleşiyorsa, bu sadece piyasa sorunu değildir; toplumsal kırılmadır.

Bizim anlayışımızda konut üretimi sürdürülebilir, erişilebilir ve dengeli olmalıdır. Rant odaklı değil, denge odaklı.

— Baykovan projesi bu vizyonun bir uzantısı mı?

Dursunkaya:

Kesinlikle. Bayburt’un coğrafi işaretli balı bir değerdir. Ama markalaşmazsa ekonomik karşılığı sınırlı kalır.

Türkiye’nin kalkınması sadece büyük şehir merkezli olamaz. Anadolu ayağa kalkmadan Türkiye tam anlamıyla büyümez.

— Sağlık sektöründeki MedicaCity Clinic yatırımı da aynı bakış açısıyla mı?

Dursunkaya:

Evet. Kalkınma tek sektörlü değildir. Sağlık, şehirleşme, üretim, tarım… Hepsi birbirine bağlıdır.

— GİSİAD’ın önümüzdeki 10-20 yıl için hedefi nedir?

Dursunkaya:

Biz günü kurtaran bir yapı olmak istemiyoruz.

GİSİAD’ın hedefi:

• Stratejik sektörlerde yatırım kümeleri oluşturmak
• Genç girişimcilere mentorluk ve finans mekanizmaları sunmak
• Anadolu sermayesini küresel pazarlara entegre etmek
• Yerli üretim zincirlerini güçlendirmek
• Devlet ile iş dünyası arasında güven esaslı bir koordinasyon modeli kurmak

Türkiye 2053 vizyonunu konuşuyorsa, iş dünyasının da 2053 planı olmalıdır.

Biz sadece bugünü değil, önümüzdeki çeyrek asrı konuşuyoruz.

— Son olarak, kişisel duruşunuzu nasıl tanımlarsınız?

Dursunkaya:

Ben bu ülkede kazandım. Bu topraklarda büyüdüm. Bu milletin içinde ticaret yaptım.

O halde bu ülkenin zor zamanında kenara çekilemem.

Benim için mesele basit:
Kazandığın topraklara sırt dönemezsin.

Sermaye karakter gösterir.
Bu topraklarda karakter devlete sırt dönmez.