O zaman neymiş Atatürkçülük?
Atatürk’ün resmini duvara asmak, imzasını kolumuza yazmak, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in Cumhuriyet değerlerini yok sayıp İnönü zihniyetini Atatürkçülükmüş gibi pazarlamak değilmiş Atatürkçülük…
Atatürkçülük, düşmana savunma sanayisi ve birçok alanda bağımsızlık hamleleri yapmakmış…
Dahası; Türkiye’nin ilk kıtalar arası Balislik Füzesinin burun kısmına M.K. ATATÜRK imzasını atmaktır gerçek Atatürkçülük…
Düşman devletlerin hiçbir zaman işine gelmeyen şeyde tam olarak budur…
Atatürk’ü an, yaptıklarını anlayıp konuşama, sadece onu an, onu anlama! Yıllarca bu illüzyon uygulandı ülkemde.
Bakın yapılanlara!
Okuyun NUTUK’U ve Atatürk dönemini gerçek kaynaklardan. Göreceğin tek şey bugün verilen mücadele ve hamleler Atatürk’ün en düşlediği, ömrü yetseydi en yapmak istediği şeylerdi…
Dahasını da yazayım.
Türkiye artık yalnızca sınırlarını koruyan bir ülke değil, oyun kuran, caydırıcılık üreten ve kendi kaderini kendi çizen bir devlet olma yolunda hızla ilerliyor. Savunma sanayisinde atılan her yeni adım, aslında sadece askeri bir başarı değil, ekonomik, siyasi ve stratejik bağımsızlığın da ilanıdır.
Bir dönem kendi silahını üretmekte zorlanan, en basit savunma ihtiyaçlarında bile dışarıya bağımlı hale getirilen Türkiye, bugün insansız hava araçlarından savaş gemilerine, füze sistemlerinden milli savaş uçağı projelerine kadar birçok alanda dünyada dikkat çeken bir yükseliş sergiliyor. Bu yükseliş tesadüf değil. Bu yükseliş; yıllardır kurulan baskılara, ambargolara ve “yapamazsınız” diyen anlayışa verilmiş tarihi bir cevaptır.
Çünkü güçlü devlet olmanın yolu yalnızca kalabalık nüfustan ya da büyük şehirlerden geçmez. Güçlü devlet, kendi teknolojisini üreten, kendi güvenliğini başkalarına emanet etmeyen devlettir. Bugün dünyaya baktığımızda süper güç dediğimiz ülkelerin ortak özelliği bellidir. Güçlü savunma sanayisi, yüksek teknoloji üretimi ve stratejik bağımsızlık.
Ve artık tüm dünyada kaçınılmaz bir Türk rüzgârı esiyor…
Artık dünyanın birçok bölgesinde Türk savunma sistemlerinden söz ediliyor. Türk İHA ve SİHA’ları savaşların kaderini değiştiren teknolojiler arasında gösteriliyor. Yerli üretim savaş gemileri denizlerde görev yapıyor. Milli muharip uçak projeleri geleceğin hava gücünü şekillendirmeye hazırlanıyor. Bu tablo yalnızca teknik bir gelişme değildir; bu tablo, özgüvenini yeniden kazanan bir milletin ayağa kalkışıdır.
Elbette bu yürüyüş bazı çevreleri rahatsız ediyor, etmeye de devam edecek. Ucuz saldırganlıklarını artırarak devam etmeye uğraşacaklar. Çünkü güçlü Türkiye yıllarca alışılmış dengeleri değiştiren Türkiye anlamına geliyor. Kendi kararını veren, kendi üretimini yapan ve gerektiğinde kendi gücüyle sahada olan bir Türkiye, küresel hesapları bozabilecek potansiyele sahibiz artık. Bu yüzden Türkiye’nin savunma hamleleri sadece içeride değil, dışarıda da dikkatle takip edilmekte.
Fakat burada benim altını çizmek istediğim bir başka konuda şu; Bu başarıları günlük siyasi tartışmaların içine hapsetmek yerine, milli bir vizyon olarak görmek gerekmekte. Çünkü savunma sanayisinde atılan her sağlam adım, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de bağımsızlığına yapılan yatırımdır. O nedenle bırakın Ülkeye fayda sağlamasını, kendi içerisinde birbirlerine düşmüş olan bir Ana Muhalefet Ana muhalefetlik koltuğuna da ciddi zarar vermekte. O yüzden artık sandık çok daha kıymetli, çok daha milli bir hassasiyete sahip.
Türkiye belki henüz bir süper güç değil… Ama artık kimsenin küçümseyemeyeceği, yok sayamayacağı ve eski Türkiye kalıplarına sığdıramayacağı bir ülke haline geldi.
Türkiye’nin savunma sanayindeki yükselişini anlamak için bir kavramı çok iyi anlamak gerek: “Tam bağımsız Türkiye.”
Çünkü tam bağımsızlık sadece bayrağın dalgalanması değil. Tam bağımsızlık, kararlarını başka ülkelerin baskısıyla değil, kendi milletinin çıkarlarına göre verebilmektir.
İşte Türkiye son yıllarda tam olarak bu zinciri kırmıştır. İşte biraz önce sandık dememdeki kasıtta tam bununla ilgiliydi. İnönülü sürecin bu ülkenin basiretini nasılda bağladığını asla unutmayalım, bugünkü CHP’nin de Atatürk’ün CHP’siyle uzaktan yakından bir alakasının olmadığı gerçeğiyle gidelim sandığa..
Yazımın başında da dediğim gibi, Gerçek Atatürkçülük düşmana ülkemizi şikâyet edip ondan medet ummak değil, gerçek Atatürkçülük tam bağımsız bir Türkiye mücadelesi vermektir…
Bugün Türkiye’nin yerli İHA’lar, savaş gemileri, füze sistemleri ve milli savaş uçağı projelerine bu kadar önem vermesinin altında yalnızca güvenlik kaygısı yoktur. Bunun altında, yıllardır düşünü kurduğumuz “Tam bağımsız Türkiye” hedefidir.
İnölülü süreçte şunu çok net yaşamıştık; Savunmasını başkasına emanet eden devletler, bir süre sonra kararlarını da başkalarının gölgesinde almak zorunda kaldığı gerçeğini…
Çünkü artık meselemiz sadece silah satın almak değil; kendi gökyüzümüzü, kendi denizimizi ve kendi geleceğimizi koruyabilecek güce sahip olmamızdır.