Değerli dostlar, değerli okuyucular;
Bir siyasi hareketin gerçek gücü sadece sandıkta aldığı oyla değil, sahada hissettirdiği değerle ölçülür. Bugün Ak Parti’nin yaşadığı sorunların önemli bir kısmı dışarıdan değil, içeriden kaynaklanan yapısal bir kırılmadan beslenmektedir. Yıllardır emek veren, mücadele eden, ekranlarda, sahada, sosyal medyada bu davayı savunan insanların ortak bir cümlesi var: “Ne yaparsan yap, sana kendini değersiz hissettiriyorlar.”
Sorunun özü tam da burada başlıyor.
Ak Parti lehine gece gündüz mücadele eden, televizyonlarda ciddi propaganda yapan, kalemiyle, sözüyle bu davayı savunan insanlar; karar vericiler nezdinde karşılık bulamıyor. Birilerinin referansıyla, torpille ya da dar bir çevrenin etkisiyle makamlara gelen isimler; sahadaki emeği görmezden geliyor. Sanki bu mücadeleyi verenler yokmuş gibi davranılıyor. Sadece belli birkaç isimle sınırlı bir iletişim ağı kurulmuş durumda. Geriye kalan herkes, ne kadar üretirse üretsin, ne kadar fedakârlık yaparsa yapsın “onlarca gazeteciden biri” olarak görülüyor.
Bu durum sadece bir kırgınlık meselesi değil, doğrudan siyasi erime sebebidir.
İl başkanlarına ulaşmak zor, bakanlarla istişare etmek neredeyse imkânsız. Oysa siyaset, kapalı kapılar ardında değil; istişareyle, ortak akılla yürür. Bugün gelinen noktada ise, sahadaki gerçeklerle karar vericiler arasına kalın bir duvar örülmüş durumda.
Daha çarpıcı bir örnek vereyim.
Ak Parti’nin oy kaybetmeye başladığı dönemde, tamamen iyi niyetle, gerekçeleriyle birlikte bir yazı kaleme aldım. Yazıda; liyakatsizliğin arttığını, kibirli kadroların öne çıktığını, aynı isimlerin sürekli farklı makamlarda dolaştığını, yeni ve halkın sevdiği yüzlere fırsat verilmediğini, değişim ihtiyacının göz ardı edildiğini açıkça ifade ettim.
Ne oldu biliyor musunuz?
Bir yetkili gazeteyi arayıp yazının kaldırılmasını istedi. Üstelik yazıyı çarpıtarak, “Doğan Bey diyor ki beni vekil yapmazsanız Ak Parti kaybediyor” gibi gerçekle ilgisi olmayan bir yorum yaptı. Yani eleştiriyi anlamak yerine, niyeti sorgulayan, meseleyi kişiselleştiren bir refleks gösterildi.
Oysa aynı kalem, aynı kişi; daha önce Ak Parti lehine onlarca yazı yazmıştı. Bir kez olsun aranıp “teşekkür ederiz” denmemişti. Ama iş öz eleştiriye gelince rahatsızlık had safhaya çıktı.
Asıl kırılma tam da burada yaşanıyor.
Bir siyasi hareket, kendini eleştirenleri susturmaya çalışıyorsa, gerçeği görmekten uzaklaşmış demektir. Ekonomik sıkıntılar ortada. Halkın yaşadığı zorluklar açık. Bunları dile getirenlere kulak tıkamak, sorunu çözmez; sadece büyütür.
Bugün Ak Parti’nin kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biri:
* Liyakat yerine dar çevre ilişkilerinin öne çıkması
* Aynı isimlerin sürekli farklı makamlarda dolaşması
* Yeni ve güçlü isimlerin önünün açılmaması
* Sahadaki emek veren insanların yok sayılması
* Eleştiriye kapalı, kendini sorgulamayan bir yapı oluşması
Unutulmamalıdır ki; siyaset sadece kazanmak üzerine değil, kazanırken doğruyu yapabilmek üzerine kuruludur. Eğer bir hareket kendi içindeki sesi duyamaz hale gelirse, dışarıdan gelen uyarıları zaten kaçırır.
Ak Parti hâlâ güçlü bir tabana sahip. Ancak bu taban, değer görmek ister. Emek veren, mücadele eden insanlar karşılık görmek ister. Siyasetin en büyük sermayesi sadakat değil, adalettir. Adalet kaybolduğunda sadakat de çözülmeye başlar.
Bugün yapılması gereken şey çok nettir:
Kibirden arınmış, liyakatli, ulaşılabilir ve istişareye açık bir yapı inşa etmek.
Aksi halde kayıp sadece oy kaybı olmaz…
Gönül kaybı olur.
Ve siyasette en zor telafi edilen şey de budur.
Değerli dostlar, son sözüm değişmez;
Bir hareket kendi iç sesine kulak vermezse, dış sesler onu susturur.
Allah vatana millete zeval vermesin.
Vesselam…