Özgür Özel ile Bülent Arınç arasındaki ilişkiyi bilmeyen yok. Kaldı ki 12 Mart’ta TBMM’de gerçekleşen görüşme sonrası Özel’in “İki hemşehri bir araya gelince güneşin altındaki her şey gündem olur” cümlesi, bu buluşmanın basit bir hal hatır görüşmesi olmadığını zaten ele veriyordu. Evet, o görüşme önemlidir. Evet, iki ismin aynı kareye girmesi, uzun süre konuşmaları, “hemşehrilik” ve “istişare” diliyle açıklanan temasları dikkat çekicidir. Ama mesele sadece o gün, o oda, o toplantı değildir.

Mesele daha derindir.

Çünkü Özel–Arınç hattı, yalnızca iki Manisalı siyasetçinin nezaket ilişkisi değildir. Bu hat, Türk siyasetinde farklı partilerin içinde benzer tartışmalarla anılan iki ismin, benzer bir siyasi dilde buluşmasıdır. Bir tarafta AK Parti’nin kurucu kadrosundan gelen ama FETÖ meselesindeki geçmiş tutumu ve açıklamaları yıllardır tartışılan Bülent Arınç; diğer tarafta CHP’nin başına geçen, ancak FETÖ tartışmalarında adı giderek daha fazla soru işaretiyle anılan Özgür Özel.

O yüzden soru şudur:

Özgür Özel’in siyasi akıl hocası Bülent Arınç mı?
Arınç, Özel için yalnızca bir hemşehri mi, yoksa bir mentor, bir ağabey, bir siyasi yol gösterici mi?

Bu soruyu sormak meşrudur. Çünkü siyasette akrabalık her zaman kan bağıyla kurulmaz. Bazen aynı şehirden gelmekle, bazen aynı üslubu taşımakla, bazen aynı krizlerde benzer pozisyon almakla kurulur. Arınç ile Özel arasındaki ilişki de bu açıdan yalnızca kişisel dostluk değil, siyasi karakter benzerliği üzerinden okunmalıdır.

Bülent Arınç, AK Parti içinde hep “farklı ses” olarak sunuldu. Ama o farklı ses, özellikle FETÖ meselesinde milletin hassasiyetleriyle çoğu zaman ters düştü. “Aldandık” çizgisi, FETÖ’nün devlete sızdığı yılların siyasi sorumluluğunu hafifleten bir savunma gibi görüldü. Türkiye 15 Temmuz gecesi tankların önüne yatarken, bu millet sadece darbecilere değil, o yapıya yıllarca alan açan bütün siyasi körlüklere de itiraz etti.

Arınç ismi bu yüzden hafızada nötr bir yerde durmuyor. Onun adı, FETÖ meselesinde hâlâ kapanmamış bir defterin kenarında yazılı duruyor.

Özgür Özel’e gelince…

CHP’deki yükselişi yalnızca “değişim” hikâyesiyle anlatılamaz. Çünkü bugün CHP içinde kurultay tartışmaları, belediye dosyaları, para trafiği iddiaları, parti içi tasfiyeler ve FETÖ imaları aynı anda konuşuluyor. Özel’in bu süreçte kurduğu ilişkiler, aldığı pozisyonlar ve temas ettiği isimler artık yalnızca CHP’nin iç meselesi değildir. Ana muhalefet partisinin başındaki kişinin kimlerle istişare ettiği, hangi siyasi akıllara kulak verdiği milletin bilme hakkı kapsamındadır.

İşte Arınç burada devreye giriyor.

12 Mart görüşmesi bu ilişkinin yalnızca görünür fotoğrafıdır. Ama fotoğrafın arkasında daha uzun bir hat var: Manisa ortaklığı, Meclis zeminindeki temaslar, siyasi nezaket dili, kriz dönemlerinde kurulan istişare kanalları ve iki ismin de FETÖ tartışmalarındaki problemli algısı.

Bu yüzden mesele “bir kez görüştüler” meselesi değildir. Mesele, Özgür Özel’in siyasi pusulasında Bülent Arınç’ın nerede durduğudur.

Bugün CHP seçmeninin de Türkiye kamuoyunun da sorması gereken soru budur:

Özgür Özel, CHP’yi kendi siyasi aklıyla mı yönetiyor, yoksa Arınç gibi eski Türkiye’nin tartışmalı figürlerinden mi yol haritası alıyor?

Siyasette mentor ilişkisi her zaman ilan edilmez. Kimse çıkıp “ben onun akıl hocasıyım” demez. Ama kiminle uzun konuşulduğuna, kimin tecrübesine başvurulduğuna, hangi isimlerin kriz anlarında devreye girdiğine bakılır. Bu bakımdan Arınç–Özel hattı, hafife alınacak bir hemşehrilik sohbeti değildir.

Daha da önemlisi, bu hattın üzerinde FETÖ gölgesi vardır.

FETÖ, bu ülkede yalnızca yargıya, emniyete, orduya ve medyaya sızmadı. Siyasetin çevresinde de kendine alan açtı. Kimi isimleri kullandı, kimileriyle yan yana yürüdü, kimilerinin zaaflarından beslendi. O yüzden bugün FETÖ meselesi konuşulurken yalnızca örgüt mensuplarına değil, örgütün büyüdüğü siyasi iklime de bakmak gerekir.

Arınç bu iklimin tartışmalı isimlerinden biridir. Özgür Özel ise bugün CHP içinde benzer soru işaretlerinin merkezine yerleşmektedir.

Elimizde iki isim arasında hukuki anlamda suç isnadına konu olacak açık bir veri olduğunu söylemiyoruz. Ama gazetecilik yalnızca mahkeme kararı beklemek değildir. Gazetecilik, siyasi fotoğrafın arkasındaki anlamı sormaktır.

Bugün o anlam şudur:

AK Parti’de Arınç neyi temsil ettiyse, CHP’de Özgür Özel benzer bir rolün merkezine mi taşınıyor?

Bu ağır bir sorudur. Ama Türkiye, FETÖ konusunda ağır sorular sormaktan kaçındığı her dönemin bedelini çok ağır ödedi.

Özgür Özel ile Bülent Arınç arasındaki ilişkiyi yalnızca 12 Mart görüşmesine sıkıştırmak, bu nedenle eksik kalır. O görüşme bir sonuçtur; asıl mesele, iki ismi aynı siyasi çizgide buluşturan daha geniş zemindir.

Ve o zeminde bugün üç kelime yan yana duruyor:

Manisa, mentor ve FETÖ.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


70 VEKİL PLANI
CHP’NİN İÇİNDEN YENİ PARTİ ÇIKARMAK

CHP çevresinde konuşulan “70 milletvekili” planı, sıradan bir kulis bilgisi değil; ana muhalefet partisinin içinden yeni bir siyasi merkez çıkarma arayışıdır. Hedefin, CHP’nin sandalye sayısının yarısından bir fazla milletvekiliyle Meclis’te yeni bir ağırlık oluşturmak olduğu iddia ediliyor.

Bu sayı tesadüf değil. 70 milletvekili demek, “küçük bir kopuş değiliz, alternatif merkeziz” mesajıdır. Eğer böyle bir hamle yapılırsa mesele yalnızca parti içi muhalefet olmaktan çıkar; CHP’nin ana muhalefet kimliğine ortak olma girişimine dönüşür.

CHP bugün kurultay tartışmaları, belediye dosyaları, para trafiği iddiaları ve liderlik kriziyle ağır bir basınç altında. Böyle dönemlerde bazı aktörler krizi çözmeye değil, yeni çıkış kapıları aramaya başlar. Meclis grubu üzerinden yeni siyaset arayışı da bu tablonun parçası gibi görünüyor.

Ama burada asıl mesele siyasi ahlaktır. Milletvekilleri şahsi mülk değildir. Seçmen onları belli bir parti kimliğiyle Meclis’e gönderir. Ankara’da masa başında yapılan hesaplarla seçmenin iradesini başka bir siyasi mühendisliğe taşımak, yalnızca hukuk değil, meşruiyet tartışması da doğurur.

Türkiye bu filmi daha önce gördü. 1970’lerin transfer pazarlıkları, 1990’ların hükümet mühendislikleri, Meclis aritmetiğiyle siyaset dizayn etme girişimleri hafızalarda hâlâ taze. Bugün CHP çevresinde konuşulan 70 vekil planı da eski aklın yeni versiyonu gibi duruyor.

Sorulması gereken soru nettir:

70 milletvekiliyle yeni bir siyasi hareket mi hazırlanıyor?
CHP’nin içinden yeni bir ana muhalefet mi çıkarılmak isteniyor?
Özgür Özel ve İmamoğlu hattı, genel merkez zemini sallanınca Meclis üzerinden yeni bir yol mu arıyor?

Eğer bu plan gerçekse, CHP’de artık yalnızca kurultay tartışması yoktur. Ortada partinin siyasi tapusunu kimin alacağı kavgası vardır.

Ve bu kavganın merkezinde unutulmaması gereken tek hakikat şudur:

Seçmenin iradesi, Ankara kulislerinde çantaya konulup taşınacak bir eşya değildir.