Değerli dostlar, değerli okuyucular;
Önce kavramı doğru koyalım.
Şövenizm; bir kimliği, bir milleti ya da bir topluluğu mutlak doğru ve üstün kabul edip, diğerlerini değersiz gören zihniyettir. Bu zihniyet; aklı devre dışı bırakır, empatiyi yok eder ve en tehlikelisi, kendi insanına bile zarar verecek körlüğü üretir.
Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan terör meselesi de tam bu körlüklerin, bu yanlış yönlendirmelerin ve bu istismarların bir sonucudur. PKK adıyla ortaya çıkan yapı, ilk çıkış yıllarında çeşitli söylemlerle kendine zemin oluşturmaya çalıştı. Ancak kısa süre içinde şunu net şekilde gösterdi:
Bu yapı, temsil iddiasında bulunduğu insanların huzurunu değil, çatışmayı besleyen bir mekanizmaya dönüştü.
Bölge insanının hafızasında yer eden olaylar inkâr edilemez. Zorla dağa götürülen gençler, köyler üzerinde kurulan baskılar, “itaat etmeyen” sivillere yönelen tehditler… Bunlar sadece güvenlik başlıkları değil, aynı zamanda bir toplumun içinden geçen acı hikâyelerdir.
Terörün en büyük yalanı şudur:
Kendi yaptığı zulmü başkasına yüklemek.
Bu yöntem, dünyadaki birçok örgütte olduğu gibi burada da defalarca görülmüştür. Sahada yaşanan bazı olayların farklı anlatılması, algının yönlendirilmesi ve sorumluluğun başka yerlere atılması, terörün klasik yöntemlerindendir.
İşte tam bu noktada, sahada görev yapmış insanların tanıklıkları büyük önem taşır.
Osman Pamukoğlu, yıllarca sahada bulunmuş bir komutan olarak, terörle mücadelenin sadece askeri değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik boyutlarını da anlatan isimlerden biridir. Onun hatıralarında sıkça vurgulanan bir gerçek vardır:
Terör örgütleri, en büyük zararı çoğu zaman kendi iddia ettikleri topluma verir.
Pamukoğlu’nun anlatımlarında, bölge halkıyla kurulan bağlar, askerin sadece bir güvenlik unsuru değil aynı zamanda bir koruyucu, bir düzen sağlayıcı olarak sahada bulunduğu açıkça görülür. Askerin, zor şartlar altında görev yaparken dahi sivillere zarar gelmemesi için gösterdiği hassasiyet, bu mücadelenin ahlaki yönünü ortaya koyar.
Bir başka önemli nokta ise şudur:
Türkiye’de toplumun büyük çoğunluğu, etnik kimlik üzerinden ayrım yapma eğiliminde değildir. Aynı mahallede yaşayan, aynı sofraya oturan, aynı kaderi paylaşan insanlar için “birlikte yaşamak” bir zorunluluk değil, doğal bir gerçekliktir.
Ancak çözümün önünde duran en büyük engellerden biri, kimlik üzerinden keskin ayrımlar yapan ve bu ayrımları sürekli körükleyen aşırı yaklaşımlardır. Bu tür anlayışlar, ister hangi kimlikten gelirse gelsin, toplumsal barışı zedeler. Çünkü çözüm; üstünlük iddiasıyla değil, ortak akılla bulunur.
Bugün hâlâ bazı çevrelerin, geçmişte yaşanan acıları tek taraflı okumaya çalışması, meseleyi çözmek yerine derinleştirmektedir. Oysa gerçek çözüm;
acıların yarıştırılmasıyla değil, anlaşılmasıyla mümkündür.
Şu gerçeği açıkça söylemek gerekir:
Türkiye Cumhuriyeti devleti, kendi varlığına yönelen hiçbir tehdide karşı geri adım atmaz. Bu, bir tercih değil, bir devlet refleksidir. Güvenlik söz konusu olduğunda devletin kararlılığı nettir ve bu kararlılık tarih boyunca defalarca ortaya konmuştur.
Ama aynı devlet, aynı zamanda kapsayıcıdır.
Aynı devlet, vatandaşını ayırmaz.
Aynı devlet, huzuru sağlamak için mücadele ederken, birlik zeminini de korur.
İşte bu dengeyi anlamayanlar, ya meseleyi sadece güvenlik boyutuna indirger ya da sadece kimlik meselesi gibi görür. Oysa gerçek, bu iki alanın kesişimindedir.
Sonuç olarak;
Bu topraklarda birlikte yaşamanın tek yolu, aşırılıklardan uzak durmaktır. Şövenizm, hangi taraftan gelirse gelsin, çözümün değil sorunun parçasıdır. Terör ise hiçbir kimliğin temsilcisi değildir; sadece yıkımın aracıdır.
Ama bütün bu sert gerçeklerin yanında bir hakikati daha unutmamak gerekir:
Bu ülkenin insanı, yüzyıllardır birlikte yaşamayı başarmış bir millettir.
Aynı acıya ağlamış, aynı sevinci paylaşmış bir millettir.
Bu yüzden çözüm hâlâ mümkündür.
Ama bu çözüm; öfkeyle değil, akılla…
inkârla değil, adaletle…
ayrışmayla değil, birlikle gelecektir.Daha açık ve net söylüyorum .Kürt kardeşlerimizi,ayrılıkçı ,terörden beslenen şövenist Kürtlere kurban etmeyeceğiz .Onlar bizimle kardeş oldukça ,biz şövenistlerin düşmanıyız !Biz biriz dedikçe ,biz kardeşiz dedikçe ,
hayır,biz ayrıyız ,biz kardeş değiliz,düşmanız diyenlerlede zorla kardeş ,zorla bütün olma gayreti içinde olmayacağız !
Herkesin anladığı dilden konuşmayıda biliriz.
Değerli dostlar, son sözüm değişmez:
Allah vatana millete zeval vermesin.
Vesselam…