Değerli dostlar, değerli okuyucular;
Beşiktaş JK zor günlerden geçiyor. Zaman zaman kırılıyor, zaman zaman öfkeleniyor, zaman zaman da kendi evlatlarını acımasızca sorguluyor. Ancak büyük camiaları ayağa kaldıran şey; en zor dönemde gösterilen sabır, birlik ve vefadır.
Son oynanan Türkiye Kupası yarı finalinde Konyaspor karşısında alınan mağlubiyet sonrası oluşan hava, ne yazık ki bir kesim tarafından ölçüsüz bir öfkeye dönüştürüldü. Oysa sahaya bakıldığında; mücadele eden, isteyen, pozisyona giren bir Beşiktaş vardı. İki top direkten döndü. Futbol bazen santimlerle belirlenir. O direğe çarpan toplar ağlarla buluşsaydı bugün aynı insanlar Sergen Yalçın’ı alkışlamayacak mıydı? Bir maç üzerinden bir hocayı değersizleştirmek hangi vicdana, hangi futbol aklına sığar?
Maç sonunda Sergen hocaya tribünden su şişesi fırlatılması ise kabul edilebilir bir tavır değildir. Eleştiri yapılır, tepki gösterilir, fikir söylenir… Ama Beşiktaş’ın evladına saygısızlık yapılmaz. Hele ki bu arma için futbolculuğunda da teknik adamlığında da mücadele etmiş bir isme karşı hiç yapılmaz.
Üstelik unutulan çok önemli bir gerçek var. Serdal Adalı ve Sergen Yalçın, kusursuz bir yapı devralmadılar. Finansal ve sportif açıdan ciddi eleştiriler alan bir dönemin ardından bu kulübü ayağa kaldırmaya çalışıyorlar. Borç yükü, kırılmış takım psikolojisi, yanlış transferlerin bıraktığı mali tablo… Bunların hepsi ortadayken kimse sihir beklememelidir. Büyük dönüşümler bir gecede olmaz.
Transfer yapmak için para gerekir. Üst düzey futbolcu almak için ekonomik güç gerekir. Buna rağmen Serdal başkan ve Sergen hoca “flaş” değil doğru transferler yapmaya çalıştı. Gelecek vaat eden, mücadele eden, potansiyeli olan isimlere yöneldiler. Çünkü bugün Beşiktaş’ın ihtiyacı sadece yıldız değil; aidiyet duygusu taşıyan savaşçı bir kadrodur.
Açık konuşalım; bugün Beşiktaş camiasını, tribün psikolojisini, bu formanın ağırlığını, bu taraftarın beklentisini Sergen Yalçın’dan daha iyi bilen kaç teknik adam vardır? Bu kulübe aşık, bu arma için mücadele eden, baskıyı kaldırabilecek kaç isim sayabilirsiniz? Daha donanımlı, daha etkili, daha hırslı, daha karakterli bir teknik direktör bulunabilir mi? Belki isim bulunur ama Beşiktaş ruhunu bu kadar içselleştirmiş bir adam kolay bulunmaz.
Sabretmek gerekiyor. En azından gelecek sezonu bu yönetime ve bu teknik heyete emanet etmek gerekiyor. Hocanın istediği kadronun kurulmasına fırsat verilmesi gerekiyor. Çünkü başarı süreklilik ister, güven ister, birlik ister.
Şunu da herkes kendine sormalıdır: Aynı süreçten Galatasaray SK ya da Fenerbahçe SK geçseydi, onların taraftarları kendi içlerinden çıkmış böyle bir hocayı bu kadar kolay harcamaya kalkar mıydı? Bu kadar değersizleştirmeye çalışır mıydı? Asla. Büyük camialar bazen en çok kendi evlatlarını koruyarak büyür.
Beşiktaş’ın yaklaşık 25 milyon taraftarı var. Eminim büyük çoğunluk bugün benim gibi düşünüyor: Sabretmek lazım. Serdal başkana ve Sergen hocaya sahip çıkmak lazım. Çünkü bu kulüp sosyal medya öfkesiyle değil; akılla, sabırla ve birlikle ayağa kalkacaktır.
Ben de bir Beşiktaşlı olarak buradan açık açık söylüyorum; gerektiğinde medyada, gerektiğinde gazete köşelerinde, gerektiğinde tribünde bu yönetime ve hocaya destek vermeye hazırım. Çünkü mesele sadece bir teknik direktör meselesi değildir. Mesele, Beşiktaş’ın kendi değerlerine sahip çıkıp çıkmayacağı meselesidir.
Hatta gerekirse iş insanlarının kapısını tek tek gezip kaynak bulunması için mücadele etmeye de hazırım. Çünkü bu kulüp hepimizin. Kimse Serdal başkandan kendi cebinden milyon dolarlar harcamasını beklemiyor. Ama Beşiktaş başkanlığı makamının büyüklüğünü de kimse küçümsememeli.
Benim gözümde Beşiktaş başkanlığı makamı, yarı cumhurbaşkanlığı makamı kadar önemli, etkili ve güçlü bir makamdır. Çünkü milyonların sevgisini, duasını, beklentisini ve desteğini arkasına alan bir makamdan bahsediyoruz. Bu makam doğru kullanılırsa iş dünyasının kapıları açılır, projeler büyür, destek bulunur, camia kenetlenir. Bu yüzden Serdal başkanın yalnız bırakılmaması gerekir.
Ben kendi adıma taşın altına elimizi koymamız gereken yerde geri durmam. Yeter ki Beşiktaş için samimi mücadele verilsin.
Serdal Adalı dürüst bir adamdır. Mütevazıdır. Yalan konuşmaz. Boş konuşmaz. Çok konuşmaz ama gerektiğinde net konuşur. Bu yüzden ona güvenmek gerekir. Ancak başkana da açık bir çağrımız olmalıdır:
Başkanım, ne yapın edin Beşiktaş’a tartışmasız iki büyük forvet kazandırın. Gomez gibi, Osimhen gibi… Uzun boylu, güçlü, savaşçı, hırslı, gol kaçırma oranı düşük iki gerçek santrfor alın. Ve Cordoba ya da Muslera etkisi yaratacak, takımı sırtlayacak bir kaleci transfer edin. Çünkü futbolun özeti bazen şudur: Atanın ve tutanın güçlüyse ayakta kalırsın.
Gerekirse taraftara çağrı yapılır, kampanyalar yapılır, destek toplanır. Çünkü bu camia gerektiğinde cebindeki son parayı da formasına, armasına verir.
Geçmişte Ahmet Nur Çebi döneminde de benzer yanlışlar yapıldı. Pandemi şartlarında şampiyonluk yaşamış, kupalar kazanmış bir başkan bile yalnız bırakıldı. Kazandığı maçlardan sonra dahi istifaya çağrıldı. Sosyal medya üzerinden ağır hakaretlere maruz kaldı. Sessiz kalındı. Bugün aynı hataların tekrar edilmesine izin verilmemelidir.
Aynı hakaretlerin bugün Serdal başkana ve Sergen hocaya yöneltilmesine de izin vermemeliyiz. Üç beş çoluk çocuğun, akıldan ve izandan yoksun bazı saygısız insanların Beşiktaş’ın başkanına ve teknik direktörüne hakaret etmesine sessiz kalamayız. Bu kulüp sosyal medya küfürleriyle yönetilemez. Bu kulüp tribün terbiyesiyle, Beşiktaş ahlakıyla yönetilir.
Serdal başkan ve Sergen hoca dik durmalıdır. Çünkü yalnız değiller. Onlara inanan milyonlar var. Medyada, tribünde, sokakta, kahvede, gazetede onların yanında duran gerçek Beşiktaşlılar var.
Yeter ki doğru mevkilere doğru transferler yapılsın. Yeter ki bu takımın omurgası güçlendirilsin. Göreceksiniz, Beşiktaş yeniden ayağa kalkacaktır.
Değerli dostlar, son sözüm çok sevdiğim o anlamlı sloganımızdır:
“Remzin kartallar gibi manileri yen aş,
Layıktır bu vasıflar sana ey şanlı Beşiktaş…”
Vesselam…