Doksanlı yıllar Türkiyesine damga vuran bir vakıaydı ikna odaları.

Başörtülü kızlar, üniversiteye kayıt sırasında bir odaya görüşmeye alınır ve ya başörtünü çıkar ya da buraya bir daha gelme denilirdi. Tabi genç kızlarımızın çoğu, başörtüsü takmak gibi bir suçu (!) işlemeye devam eder ve anayasal eğitim hakkı elinden göz göre göre alınırdı.

Bu faaliyetlerin ana aktörleri dönemin akademisyenleri CHP'li Kemal Alemdaroğlu ve Nur Serter'di.

Bu da birşey mi, sadece başörtüsü yüzünden törenlere alınmayan şehit anaları, yaka paça törenlerden kovulan okul birincileri, dini ve manevi tüm ögelere karşı kurumsal bir düşmanlık bu dönemin unutulmayan unsur ve olaylarıydı.

Bu dönem 28 Şubat Darbesi olarak anıldı. Bin yıl süreceği planlanan ve umulan bu dönem, Türkiye içinde yıllardır var olan bir düşüncenin tesirindeki cunta ve onun iç ve dış destekçilerinin ülkeye tamamen hakim olma projesiydi.

Millet bu projeye geçit vermedi ve 2002 seçimleri ve Başkan Erdoğan'ın iktidara gelmesi ile bu proje en ağır darbesini aldı. Sonraki yıllarda da antidemokratik mücadelesini sürdürse de, siyasi iradedeki kararlılık ve milletin duruşu bu girişimlere izin vermedi.

28 Şubat ordu içindeki bir cunta tarafından organize edilmiş, planlanmış ve hayata geçirilmişti.

Bugün Türkiye demokrasisine saldıran güç ise siyaset içinde çöreklenmiş bir yapı.

Son 2 yıldır Türkiye'de kanuna aykırı eylemlere göz açtırmayan, önleyici, koruyucu ve düzenleyici soruşturma ve operasyonlar Türkiye'ye çığır atlattı.

Türkiye bu dönüm noktasındayken, illegaliteden beslenen ve bu soruşturmalardan dolayı yaptığı yolsuzluklar gün yüzüne çıkan siyasiler, tehdit, baskı, hakaret, düşmanlık dili ile, milli ve manevi değerleri hedef alıyor.

Ve bunların gazı ile hareket eden bir avuç azınlık Türkiye'nin dört bir yanında, 28 Şubat Sürecini aratmayan görüntülere imza atmaya başladı.

En son örnek Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde açılan ve kutsal ayetin yazılı olduğu pankarta yapılan saldırıydı.

Bugüne kadar Yeditepe de dahil her üniversitede, her görüş ve düşünceyi yansıtan söylem ve pankartlar, üniversitede özgürlük kapsamında değerlendirilirken, kutsal ayete bu saldırı ve üstüne üniversite yöneticilerinin kurumsal sahiplenmesi kabul edilebilir değil.

Bu görüntüler üzerine üniversite kurucusu Bedrettin Dalan'ı aradım. Ne zaman arasam ulaştığım Dalan telefona cevap vermedi. Üstüne konu ile ilgili yazılı olarak ilettiğim soruya da cevap vermedi.

Sayın Dalan'a hatırlatmak gerekir ki, öyle bazı durumlar vardır ki, sessiz ve tepkisiz kalmak en kötü tepkiden bile daha kötüdür. Birçok toplumsal olayda görüş bildiren Dalan'ın sessizliği malesef beni de hayal kırıklığına uğrattı.

İzmir'de başörtülü olduğu için kovulan vatandaşımız, Deniz Göktaş olayı, Bahçelievler Belediyesi'nde 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ilgili saldırgan söylemler, Yeditepe Olayı ve daha niceleri. Bunların her biri, Adalet Bakanımız Akın Gürlek önderliğinde yapılan operasyonlarla ipliği pazara çıkan sözüm ona siyasilerin, siyaset içi antidemokratik cunta kurarak milleti ve değerlerini hedef göstermesinden kaynaklı.

Bu olayları kışkırtan, yönlendiren, organize eden siyasiler var ama görülüyor ki talimat dışarıdan.

Adalet Bakanımız Akın Gürlek'in FETÖ ile ilgili son açıklamalarını da bu olaylardan bağımsız değerlendiremeyiz;

'Fetö elebaşının ölmüş olması tehdidin tamamen bittiği ve geçtiği anlamına gelmemektedir.

Örgüt şu an özellikle 'güncel yapılanma, finans yapılanması, yurt dışı yapılanması ve kripto unsurlar üzerinden varlığını koruma gayretindedir.

Kendilerini çok farklı sosyal grupların, akımların içinde gizleyerek kamufle etmeye çalışmaktadırlar."

Bu ifadeleri iyi okumak, yapılanları iyi analiz etmek 15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılına yaklaştığımız bu günlerde çok kritik önem arz etmektedir.

BİR TEŞEKKÜRÜ BORÇ BİLDİM

Geçen hafta ailemizin büyüğü sevgili Amcam Hüseyin Civriz'i kaybettik. Cenaze süreci ve sonrasında beni yalnız bırakmayan başta kıymetli ağabeyim Ersoy Dede olmak üzere tüm dostlarıma teşekkürü bir borç bilirim.

Bir teşekkür de, Anadolu Yakası Mezarlıklar Şube Müdürlüğü'ne borçluyum. Cenazenin her aşamasında, mezar tahsisinden, gassallık hizmetine herşey sorunsuz ve cenaze sahibi aileleri yormadan ilerliyor.

Ancak bir sitemim, şikayetim, acım var. Cenazede görevlendirilen hocaların, cenaze sahibi ailelerle iletişiminin, onlara yaklaşımının düzeltilmesi için acil önlem ve eğitimler gerekli. Biz bunu aile olarak çok acı şekilde test ettik. Başkalarının yaşamasını asla istemem.