Değerli okurlarım başlığa bakınca ilk olarak ebediyete irtihal etmiş duayen birinin veya son dönemde kirli ilişkileri ile gündem olan birilerinin ardından bu satırları kaleme aldığımı düşünmüş olabilirsiniz. Ancak her ikisi de değil, bahsettiğim isim son yılların başarılı gazetecilerinden ve ekran yüzlerinden biri olan Göksu Öngören Özgür.
Göksu Hanım’ı kısa bir süre önce Bayburt Üniversitesi ev sahipliğinde ağırladık. Bu yazı esasen kısa bir ziyaretin geride bıraktığı uzun anekdotlardan bir kısmını içeriyor. Bir gazetecinin ardından medyaya dair birkaç satır…
***
Medya, yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda demokrasinin en güçlü sac ayaklarından biri. Öyle ki demokrasi için özgür basın ve çok sesli medya, altı çizilerek takdim edilen iki önemli husus. Hatta basının; yasama, yürütme ve yargıdan sonra “dördüncü erk” olarak kabul görmüşlüğü dahi var.
Siyasal tarihin hafızamda çağrıştırdığı bazı hadiseler meseleyi izaha kavuşturuyor. Haberin peşinden koşanlar, bizatihi kendi haber olanlar, adı haberin üzerinde olanlar ve niceleri… Genelkurmay’dan brifing alan gazetecileri de gördü bu gözler, 15 Temmuz’da darbecilere direnen gazetecileri de. Hürriyet’in vesayet kurumu gibi konumlandığı günlerde “11 el kaosa kalktı”, “genç subaylar rahatsız” manşetlerini de gördük, CNN Türk’ün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yayına alarak darbenin seyrini değiştirdiği o kritik anları da…
Yani bize bir şeyler göstermek isteyen medyanın, haberleriyle birlikte kendi imajlarına da tanıklık ettik. Ekranın önünde ve arkasında binlerce insanın bu kutlu görevi icra ettiğine şahit olduk. Kutlu görev diyorum; çünkü haber alma özgürlüğü temel bir insan hakkı. Hakkımızı verenlerin hakkını teslim etme vakti… Ben birini bir yazayım, siz çoğunu çok anlayın.
***
Göksu Hanım’la, kalite ödülleri kapsamında üniversitemize yaptığı ziyaret sırasında tanışma fırsatı buldum. Uzun bir seyahatin ardından nefes nefese yetiştiğim söyleşisinde, Yeni Medya ve İletişim Bölümü öğrencilerimize medya sektöründeki tecrübelerini aktarıyordu. Salona ilk girdiğimde dikkatimi çeken güçlü imajı kelimelere ve sesine hâkim diksiyonuyla birleşince, dinleyicilerin pür dikkat hâlini haklı buldum. Son dakika haberlerinin ekrana düşüşü, KJ’lerin seçilme süreçleri, haberlerin sunum biçimleri, editör–reji ilişkisi, aileye ve özel hayata kalan zamanlar… Tüm bu başlıklar samimi bir ortamda ele alındı.
O an düşündüm; ekranla insan arasındaki mesafe aslında o kadar da uzak değilmiş. Ekranların lekelendiği bugünlerde, bembeyaz bir kar örtüsü ve tertemiz simaların şahitliğinde gerçekleşen bu söyleşi, öğrencilerimizin ufkunda geniş bir kapı araladı. Program sonrası her bir öğrencimizle fotoğraf çektirecek kadar sabırlı ve mütevazı olan Göksu Hanım’la ayaküstü sohbet etme imkânı da bulduk. Tarafsız ve özgür basının önemini karşılıklı olarak teyit ettik. Medyaya dair tespit ve tenkitleri büyük bir dikkatle not ettik.
Düşünmeden edemedim; burnundan kıl aldırmayan, halkın elini eldivenle tutan, plazalardan sokağa bakarak viskisini yudumlayan medyanın çukur monşerleri -ki birçoğu bugün sosyal medyaya taşınmış durumda- bu ziyareti hangi manşetle verirlerdi acaba? “Bir garip ziyaret”, “Ne işi var orada?”, “Göksu Özgür değil mi?” vs… Neyse ki bu kalem fukaralarının, kelam yetimlerinin yalnızca karanlık odalarda yankılanan sesleri kısıldı, görünce tövbe istiğfar ettiğimiz yüzleri görünmez oldu; çok şükür.
***
Yeni Türkiye; her alanda olduğu gibi medyada da yenilenen bir Türkiye. Haberi gaye edinen, ilkeli, imajda ve söylemde “makul”, siyasete yaslanmayan, vesayete teslim olmayan, haberin önüne geçmeyen, birilerinin arkasına saklanmayan ve bütün bunları yapabilmesi için de liyakatle oraya gelen medya mensuplarına ihtiyacımız var. Göksu Hanım, bu isimlerden biri.
***
Kendisini uğurlarken, zihnimde şu kelimeleri sıralamıştım;
“Ekran yüzü olmak yetmez; ekranın yüz akı olmak gerekir.”
Kalın sağlıcakla