Nisa Suresi’nin 34. ayetini konuşalım şimdi. “Allah ‘kadınları dövün!’ der mi? Ana ilkeyi baştan söylersek, ayeti anlamaya başlarız. Hayır; demez! Pergelin sabit ucudur bu ilke: “Kadın dövülmez!” Hele de Allah “Kadınları dövün!” demez. Hâşâ, Allah’a “Kadınları dövün!” dedirtilmez. Allah Resulü[asm] kadına, değil evde, değil barışta, savaşta bile fiske vurdurmaz!.
Diyeceksiniz ki, “İyi ama ayetin son cümlesi orada. Meali de açık!” Doğrudur: “…nüşuzelik eden kadına gelince, önce konuşun, sonra yatağında yalnız bırakın, sonra dövün!” (Nüşuzeliğin ne olduğuna şimdilik girmeyeceğim. Zira bizde nüşuzelik etmese bile dövülür kadın! Kaldı ki nüşuzelik etse de dövülmez!) Hatta, bazı meal yazan hocalarımız, Allah’ın “Dövün!” dediğinden o kadar eminler ki, hâşâ-Allah’ı utandırmamak için(!), emri yumuşatmaya çalışmışlar: “Hafifçe vurun!” ya da “İz bırakmadan dövün!” demeye kadar yuvarlamışlar anlamı. Bir de “vurmak/dövmek” anlamındaki “darabe”yi “uzaklaştırmak” ya da “yüz çevirmek” diye yorumlayanlar var ki, bu da tekellüflü bir telif…
Hatırlamamız gereken şu: Allah ütopik konuşmaz Allah. Olanı görür. Gördüğünü öncelikle bildirir. Olan biten üzerinden başlatır terbiyesini. İnsanın düştüğü yere uzatır sözünü. “Dövdüğünüzü görmediğimi mi sanıyorsunuz?” demek ister. “Kadınınıza vuruyorsunuz, bilmediğimi mi sanıyorsunuz?” “Dövüyorsunuz madem…” diye başlar sözüne. “İlle de dövecekseniz…” diye düzeltmeye başlar insanı. Düşmüşüz bir kere; erkekler kadını dövüyor!
“Ettiğinize bir bakın!” der Allah. “Dövüyorsunuz; vakıa bu…” diye yüzleştirir bizi cürmümüzle. “Gelin, şimdi niye dövdüğünüzü anlamaya çalışın. Bu çirkin işe niye bulaştığınızı anlatayım size. Çünkü konuşmaya değer görmüyorsunuz kadınınızı… Konuşuyor olsaydınız, kadını dövülecek bir ‘nesne’ olarak görmezdiniz. Fikrinizi paylaşacak kadara, görüşünü alacak kadar el üstünde tutsaydınız, darp edecek kadar gözünüzden düşürmezdiniz kadını. O halde, dövmeden önce-dövmek yerine-konuşmayı niye denemiyorsunuz? Biriyle konuşmak, ondan ümitli olmaktır. Birine nasihat eden, ondan ümit kesmediğini söyler. Bakın, siz, ümit kestiğiniz için dövüyorsunuz kadınınızı.”
Gelelim ayetin ikinci cümlesine: “… sonra [kadını] yatağında yalnız bırakın…” der. Zannımca, ayetin anlamamak için ısrar ettiğimiz, gözlerimizi kapadığımız, aklımızı sağırlaştırdığımız kısmı burası… Soralım kendimize: Bir kadın yatağında yalnız bırakıldığında kaybeder mi? Cevap belli: Hayır, çok şey kazanır! Kocasının yakınlığını yitirdiğinde, çok şey kaybedecek olan kadın, kocasının yakınlığında çok şey kazanan kadındır. Demek istiyor ki ayet bize: “Yatağında çok şey kazandırsaydınız kadınınıza, onun kadınlığını yüceltseydiniz, onun dişiliğine değer yükleseydiniz, yatağında yalnız bırakılmak kadına caydırıcı olurdu.”
Peki öyle mi? Cık! Yatağında yalnız bırakılan kadınlar üzülmek yerine seviniyorsa, üzülme sırası erkeğindir. Belli ki erkeğinin yatağında kazanıyor değil, kaybediyor. Mahremi olmaya razı olduğu erkekten alabileceğini alamamış ki, yatağında yalnız kalacak olursa kaybedeceği yok! Hem sonra, daha önce de uyarmıştı bizi: “Konuşmayı deneyin!” Kadınını konuşmaya değer görmeyen, kadınına yatağında çok şey kazandıramaz ki…
Bakın, konu “kadın dövülür mü dövülmez mi?” olmaktan çıktı. Ayet, erkeklerin yakasına yapışıyor, hesap soruyor, nezaketle erkekliğini gözden geçirmesini hatırlatıyor. Erkeğin güç kullanmasına bahane üretmiyor, hâşâ. Erkeğe, olabildiğince incelikli bir yöntemle, şiddet kullanmasının ardındaki psikolojisini gösteriyor. “Adam olamayışı”yla yüzleştiriliyor.
Soru şu: “Kadınını yatağında yalnız bırakmakla tehdit bir edebilecek kadar kadınına şahsiyet kazanırmış bir erkek, kadınını döver mi?” Soru bir de şu: “Kadınını darp edecek kadar nesneleştiren bir erkek, kadınını konuşmaya değer görmeyen bir erkek, kadınına yatağında çok şey kazandırabilir mi?” Cevapları tahmin ediyorsunuzdur.
Sözün özü: Polemik yapacaksanız, sözü istediğiniz yere çekersiniz. Kavga çıkarırsınız, iddialaşırsınız. Ama ayete öğrenci olacaksanız, susar; bu tatlı uyarıyı dinler, bu ince nefesi yudumlarsınız. Diyeceksiniz ki, “Ama abi, susunca da reyting olmuyor!” Ne diyeyim? Allah reytinginiz versin!