Biri tutmuş, biri kesmiş, biri pişirmiş, biri yemiş, birileri de hani bana hani bana demiş!

Ekrem İmamoğlu soruşturmasına bakıyorsunuz, bu tekerleme…

Fon soruşturmasına bakıyorsunuz, bu tekerleme…

Mustafa Sarıgül olayına bakıyorsunuz, bu tekerleme…

Özgür Özel hakkındaki “rüşvet” iddialarına bakıyorsunuz, bu…

Hülasa…

Bu olaylara baktığınızda ana hatlarıyla şunu söyleyebiliriz!

Tek başına yemiyorlar…

Bir çıkar çarkı kuruluyor.

Herkesin bu çark içerisinde bir yeri ve görevi var.

Herkesin bir anlam ve önemi…

Eylem de görevdir bu düzende, eylemsizlik de…

Görmek de bir görevdir, görmezden gelmek de…

Bu “tarakta bezi olan” herkes, aslında herkesi çok iyi tanır. Bunu akılda tutmak lazım önce…

Herkes herkesin yaptıklarının tüm ayrıntılarına varana kadar farkındadır.

Sen karşıdakinin “malı götürmelerine” karşı susarsın, karşıdaki de senin götürmelerine karşı susar…

Sen karşıdakini görmezsin, o da seni görmez…

Sen karşıdakini duymazsın, o da senin yediğin naneleri duymaz.

Bu işler böyle yürür…

Kıyameti koparan, tıkır tıkır işleyen bu çarka birilerinin çomak sokmasıdır işte!

Açgözlülük…

Pastadan daha fazla pay alma hırsı…

Siyasi rekabet ve ihtiras…

Satın alınabilirlik…

Sonrası toz duman, kavga…

E kavgada yumruk sayılmaz malum…

Kim güçlüyse, ayakta o kalacaktır kuşkusuz!

Yargı süreci bile ikircikli işliyor bu olaylarda sanki…

İfade sızıyor veya kesinlikle sızmıyor…

Basına düşüyor veya katiyen düşmüyor…

Sızmak ve sızmamak… Asıl mesele bu!

Aynen…

William Shakespeare’in Hamlet trajedisindeki Prens Hamlet’in sözünü uyarladım…

“Sızdı mı?” ananın ağladığı gündür.

“Sızmadı mı?” biraz daha şanslısın!

En azından daha az tartışılırsın.

Manevra alanı kazanırsın…

Bu dünya böyle bir dünya! Bu düzen böyle bir düzen!

Eğer bu çarkın dişlilerinden biri değilsen, anlaman zor. Hayatın boyunca bu Fon değirmenlerine karşı Don Kişot gibi kılıç sallar durursun.

Onların kurulu düzeni bozulmaz çoğu zaman. Sen takatten düştüğünle kalırsın.

Ancak burada umulmadık bir hesap bozucu karşımıza çıkar!

Edward Lorenz’in “Kelebek etkisi...”

Güçsüz olanın içine gizlenmiş müthiş bir güç…

“Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir” diyor Lorenz!

Don Kişot ölebilir belki ama yenik sayılamaz bu yüzden!

Belki onun tenhalarda kanat çırpması, kötülerin başına kopacak kıyametin tetikleyicisidir.

Milletin hakkını yiyenlerin helaki, belki de bir kelebeğin kanadında gizlidir.

Örneğin kibirli ve zalim olan Nemrut’un gücü, en zayıf ve aciz olan topal bir sivrisineğin vesilesiyle yerle yeksan edilmiştir.

Kendilerini sıradan halktan akıllı sanan, milletin hakkına çöktükçe kendilerini putlaştıran, “her şeye gücü yeter” sanan bu para tanrılarının saltanatlarını yıkmaya, belki de bir kelebeğin kanat çırpması yeter! Bunların yerle yeksan olması için belki de bir topal sivrisinek yeter…

Ne nemrutlar gördü bu dünya! Ve hiçbiri sonunu getirecek o kanat seslerini duymadı…