Günümüzde neredeyse herkesin elinde bir telefon, herkesin hayatında bir sosyal medya hesabı var. Peki, insanlar neden hayatlarının her anını sosyal medyada paylaşma ihtiyacı hissediyor?
Kimilerine göre bu bir etkileşim meselesi, kimilerine göre de “Ne var bunda?” denilerek geçiştirilecek sıradan bir alışkanlık. Ancak benim yıllardır tasvip etmediğim konuların başında, insanın hayatındaki her şeyi gözünün içine sokarcasına sergilemesi geliyor.
Bana göre bunun adı sosyal medya kullanmak değil, düpedüz görgüsüzlüktür!
Elbette insan güzel bir anısını, unutmak istemediği bir hatırasını ya da duyurmak istediği bir haberi paylaşabilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Fakat hayatının her saniyesini, yediğini, içtiğini, gittiği yeri, evini, arabasını, ailesini, çocuklarını, kısacası özel hayatına dair ne varsa milyonların önüne koymanın neresi normal?
Asıl mesele ise çocuklar!
Henüz reşit olmayan çocukların özel hayatları, sağlık süreçleri, hatta beden mahremiyetleri bile birkaç beğeni ve yorum uğruna sosyal medya malzemesi haline getiriliyor. Çocuğun rızası var mı, büyüdüğünde bu görüntülerden rahatsız olacak mı, hiç düşünülmüyor.
Son olarak sosyal medyada “Tayyargiller” olarak tanınan Özlem Öz ve eşi Tayyar Öz'ün yaşadığı olay da bunun çarpıcı örneklerinden biri oldu.
Özlem Öz'ün oğlunun sünnet sürecine ilişkin görüntüleri ve doktorla yapılan konuşmaları paylaşması büyük tepki çekti. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının başvurusu üzerine mahkeme, 4,5 milyon takipçili Instagram hesabıyla ilgili erişim engeli kararı verdi.
Bakanlığın açıklamasında çok önemli bir noktaya dikkat çekildi: Ebeveyn olmak, çocuğun özel hayatı ve beden mahremiyeti üzerinde sınırsız tasarruf hakkına sahip olmak anlamına gelmez.
İşte meselenin özü tam da budur!
Bir anne veya baba, çocuğunun her görüntüsünü paylaşma hakkını kendinde nasıl görebilir? Çocuğun mahremiyeti, anne babasının takipçi sayısından daha mı değersiz?
Tayyar Öz ise yaptığı açıklamada, hukuk önünde kendilerini ifade edeceklerini ve Özlem Öz'ün çocukların yer almadığı yeni bir hesap üzerinden paylaşımlarına devam edeceğini söyledi.
Peki, mesele yalnızca çocukların fotoğraflarını paylaşmamak mı? Bence hayır!
Sosyal medya paylaşımlarında mahremiyet, edep ve haya kavramlarının giderek yok olduğunu görüyoruz. Mahrem yerlerin dahi bütün açıklığıyla milyonların önüne serildiği, cinselliğin etkileşim aracına dönüştürüldüğü bir düzenle karşı karşıyayız. Normal hayatta insanların sergilemeyeceği davranışlar, sanal dünyada sanki son derece sıradanmış gibi sunuluyor.
Bunun adı özgürlük mü, yoksa sınır tanımayan bir teşhircilik mi?
Bir de sosyal medyaya getirilen 15 yaş sınırı meselesi var. Çocukları korumak adına yaş sınırı konuşuluyor, düzenlemeler yapılıyor. Peki, elinde telefonla 7 gün 24 saat sosyal medyada yaşayan anne babalar ne olacak?
Kendi çocuklarını daha doğdukları günden itibaren kameraların önüne koyan, özel anlarını, sağlık süreçlerini, mahremiyetlerini milyonlara servis eden ebeveynler için de bir düzenleme yapılması gerekmiyor mu?
Çocukların sosyal medya kullanmasına sınır getirirken anne babalarının onları sosyal medya malzemesi haline getirmesine göz yumulamaz. Bence çocukların mahremiyetini ihlal eden ebeveynlere de caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı. Üstelik bu yaptırımlar, yeni hesap açarak aynı paylaşımlara devam edilmesini de önlemeli.
Benim düşüncem çok net: Sosyal medya, insanın bütün değerlerini kapının dışında bırakacağı bir alan değildir. Özgürlük, her şeyi göstermek; medeniyet de her şeyi paylaşmak demek değildir.
Çocuklarınız sizin sosyal medya içeriğiniz, takipçileriniz de onların özel hayatının sahibi değil!
Biraz özel hayat, biraz mahremiyet, biraz edep, biraz da görgü lütfen!