İllaki bir çocuk alacak silahı eline, basıp okulu bir sürü insanı yaralayıp öldürecek değilmi bizim irkilmemiz için?!
Sonra sosyal medya da iki, üç gün herkes bunu eleştiren, kınayan yazılar paylaşıp tepkiler verecek, birkaç gün sonra yine dönüp kendi hayatlarına kim nerde, ne yemiş, kiminle gezmiş, bugün hangi resimlerimi paylaşayım derdine düşecek, yaşadığı dünyaya kulaklarını kapatıp dijital gezegenine dönecek. Verecek çocuğunun eline telefonu, tableti “yeter ki oyalansın, ayağıma dolanmasın” diye! Böylesi olaylar olduğunda da bilinçli ebeveyn ve yetkili edasına bürünüp ahkâmlar keseceğiz!
Hadi ordan artık!
En azından şimdi bir silkelenip gelelim artık kendimize değilmi ama?!
Şimdi bu olaylar canımızı gerçekten acıtsın, acıtsın ki eylemi yapanı suçlayıp, kendimizi günahsız çıkarmanın derdine düşmeyelim, çünkü her kendimize “suç bende değil şunda” muamelesi yaptıkça çocuklar savrulup ölmeye, yok olmaya devam edecek…
Asıl şimdi kendi özeleştirimizi en sert yapıp, gerçekten arızamızı doğru bulup, acilen onarabilelim…
Bunu doğru yapmazsak yine bir kız çocuğu kaçırılıp katledilecek, cesedi bir deniz kenarında bulunacak, 11 yaşında bir çocuk alacak eline bulduğu kuru sıkı tabancayı akranlarını tehdit edip haraç kesecek, yarın gerçek silah eline geçtiğinde neler yapabileceğini haykırırcasına. Bir çocuk öğretmeni telefonunu aldı elinden diye cinnet geçirip okulda terör estirecek… vs… Yaz yaz bitmeyecek böylesi haberler. Bir sürüsünü de yaşamaya devam edeceğiz.
Daha geçtiğimiz haftaki yazımda en yüksek volümde seslenip yazmıştım, acilen bu konularda yetkili merciler alarma geçsin ve kalıcı, çözücü önlemler üretilsin diye…
*
Televizyon ekranları…
Bir zamanlar aileyi bir araya getiren, bilgi veren, kültürü taşıyan o kutu, şimdilerde adeta bir zehir makinesine dönüşmüş durumda.
Gündüz kuşağı programları…
Şiddet, ahlaksızlık, ihanet, kavga…
Akşam dizileri…
Silahlar, entrikalar, mafya övgüsü…
Yarışma programları…
Aşağılama, küçümseme, yozlaşmış rekabet…
Ve biz…
Tüm bunları izleyen, izlettiren, normalleştiren bir toplum haline geldik.
Ama mesele sadece ekran değil. Son günlerde Urfa, Maraş ve bazı illerde yaşanan olaylar, çocukların okullara saldırdığı, ölü ve yaralıların olduğu haberler…
Tesadüf mü tüm bunlar?!
Tabi ki değil. Bu yıllardır biriken zehrin dışa vurumu. Çünkü bir çocuk, şiddeti sürekli görürse, silahı güç zannederse, bağırmayı iletişim sanırsa, o ekranın içindeki çıkar senin kanına bedenine bulaşır ve gerçeğe dönüşür.
Yaşadığımız tam olarak bu! Bir toplum daha başka nasıl çürür ki, çökmez ki toplum bir anda. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra tam da böyle çürütülür.
Önce utanma duygumuz yok edildi, sonra saygı küçümsendi, ardından şiddet sıradanlaştırıldı. Ve en sonunda da çocuklar bile artık öfkeyle konuşur hale geldi.
Bugün okullarda yaşanan saldırılar, sokaklardaki tahammülsüzlük, aile içindeki kopuşlar, hepsi aynı zincirin halkaları.
Hiç vakit kaybetmeden, birbirimizi suçlamaya takılmadan artık sorulacak tek soru; Peki, ne yapmalıyız?
Konuşmakla fazlasıyla vakit kaybedildi. Zaman tedbir ve hayata geçirme zamanı…
Bana göre, en acilinden;
-Medya denetimi şart.
RTÜK ve ilgili kurumlar göstermelik değil, gerçek denetim yapmalı. Ve hatta daha kapsamlı bir Yayın Bakanlığı kurulmasıysa kurulsun! Lütfen lütfen lütfen…
Şiddeti özendiren, ahlaki çöküşü normalleştiren içeriklere ağır yaptırımlar uygulanmalı.
-Aileler uyanmalı.
Çocuklara tablet verip susturmak, onları yalnız bırakmaktır. Ne izlediklerini bilmeyen bir ebeveyn, çocuğunu koruyamaz.
-Eğitim sistemi güçlendirilmeli.
Okullarda sadece akademik başarı değil, ahlak, empati ve öfke kontrolü öğretilmeli. Çocuklar izlediğini sorgulamayı öğrenmeli. Her gördüğünün gerçek olmadığını anlamalı.
-Rol model eksikliği giderilmeli.
Gençlere mafya liderleri değil, bilim insanları, sanatçılar, gerçek kahramanlar anlatılmalı.
Çünkü bu bir medya meselesi değil, bu bir gelecek meselesi.
Bugün sessiz kalırsak, yarın konuşacak bir nesil bulamayabiliriz.
Ekranlar değişmezse, zihinler kararmaya devam edecek.
Ve en kaçınılmaz gerçeğimizde, Bir toplum, çocuklarını kaybettiği gün bitmiştir.
O yüzden “Yüzümüz çarpıksa aynaya kızmayıp çözümleri hayata geçirelim.