ABD’nin ekonomik, siyasi, askeri, teknolojik, istihbari vs. şekillerde operasyonlar yaparak ülkeleri dizayn etme veya ortadan kaldırma anlayışı yeni değil. ABD Özellikle Türkiye NATO’ya girdikten sonraki süreçte çoğunlukla diğer batılı ülkelerle de beraber hareket ederek, emperyalist amaçlarını gerçekleştirmek için ülkemize karşı bu tür yöntemleri kullanmaktan çekinmemiştir. Dolayısıyla bugün karşı karşıya kaldığımız ekonomik operasyon yeni bir yöntem değildir. Aslında bu ekonomik operasyonla amaçlanan şeyin sadece siyasi olduğunu söylemek de yeterli değildir. Çünkü ABD yönetiminin geçtiğimiz hafta Washington’a giden Türk heyetinden istediği şeylere bakacak olursak, söz konusu taleplerin politik amaçların ötesinde emperyalist içeriklerde olduğunu ve aslında Türkiye’nin egemenliğini, özgürlüğünü istedikleri açıkça görülebilir. Burada ekonomik operasyonun amaç değil araç olduğunu da görmek lazım. Ekonomik operasyonlarla halkın fakirleştirilmesi ve sokağa dökülmesi amaçlanmakta, yaratılacak kaos ortamında ABD dayatmalarının kabul görmesi amaçlanmaktadır.

Ancak durum bu sefer oldukça farklı zira ABD’nin kullandığı emperyalist yöntemler eski olsa da şu anki mevcut durumun oldukça yeni özellikleri ve yönleri bulunmaktadır. Birincisi Türkiye eski Türkiye değildir. Yeni demokratik yönetim sistemi ve güçlü kurumsal devlet yapısıyla tek ses ve tek yürek mücadele edebilecek pozisyonda artık Türkiye. Bir kitap atıldığında her şeyin tepetaklak olduğu, her kafadan bir sesin çıktığı, yerli Amerikalıların içeride çatlak çatlak öttüğü bir Türkiye yok artık. Devlet kurumları bir orkestra uyumu içinde mücadeleyi en etkili şekilde vermekte, farklı ses çıkaran veya farklı şekillerde davranan kurum ve kuruluşların olmadığı homojen bir düzlemde yol alınmaktadır. Ve halkımız devletinin yanında kararlı bir şekilde bu emperyalist oyuna karşı direncini göstermektedir.

İkincisi Türkiye küresel ekonomik ve politik sistemin çok önemli bir parçasıdır. İki gün önce Hazar’ın statüsü konusunda çok uzun yıllardır yaşanan paylaşım sorunu, kıyıdaş beş ülkenin imzaladığı anlaşmayla çözüme kavuşturuldu. Ve bu beş ülke dışındaki ülkelerin bölgede askeri varlık bulunduramayacağı anlaşma metninde yer aldı. Böylece ABD’nin Hazar bölgesinde yer almasının önüne geçildi. Eş zamanlı olarak ambargo nedeniyle İran’dan kaçan Avrupalı petrol şirketlerinin hisselerini Çin satın aldı. Tabi ki bir taraftan Çin-Rusya-Hindistan-İran-Türkiye bloğu gelişirken, diğer yandan da Türkiye’deki milyarlarca euroluk ekonomik çıkarlarının zarar görmesini istemeyen Avrupalıların ABD’ye karşı sesleri yükselmeye başladı. Süreç üzerinde BRICS+T etkisini de unutmamak gerekir. Ayrıca tam da gelişmelerin oldukça hızlı cereyan ettiği bu günlerde, Türk vatandaşlarına yönelik vizenin kaldırılacağını açıklayan Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Türkiye’yi ziyareti son derece anlamlı. Çünkü bu süreç, Türkiye- Rusya-İran arasındaki işbirliğinin daha da geliştirilerek Irak ve Suriye’deki, hatta bütün Ortadoğu’daki ABD varlığı üzerinde ciddi bir baskı yaratılmasıyla sonuçlanabilir. Böyle bir durumda ise Doğu Akdeniz’deki enerji ekopolitiği ciddi şekilde ABD aleyhine dönebilir.

Diğer bir husus ise ABD yönetiminin Türkiye’ye ekonomik yaptırım uygularken kendi içinde de yalnızlaşmasını da görmek gerekir. Bakınız geçtiğimiz hafta ABD savunma bakanının Türkiye ile yaşanan krize ilişkin bir açıklaması oldu. Açıklamada Türkiye ile askeri ilişkilerin bozulmayacağı, normal seyrinde devam edeceği belirtildi. Aynı şekilde Pentagon kısa bir süre önce de kongreye gönderdiği mektupta F-35 uçaklarının Türkiye’ye verilmesi gerektiği, aksi takdirde ABD’nin ciddi sorunlarla karşılaşabileceğini bildirdi. Yani ABD’nin Evangelist yönetimi Türkiye’ye yönelik tutumunda yönetimin diğer unsurlarından çok da fazla destek görememektedir. Bu durumda ABD’deki aklı selim davranan, Türkiye’ye sempatisi olan veya en azından nötr kişi ve gruplarla temas ederek bir karşıt hareket oluşturmaya çalışmak yararımıza olabilir.

Sonuç olarak hem içte hem de dışarıda Türkiye’ye yönelik ekonomik operasyonu ABD’nin oldukça fazla maliyet ödeyeceği bir duruma dönüşebilir. Türkiye’nin haklı tepkisi küresel bir tepkinin fitilini ateşlemiştir. Artık mücadele başlamış, “Başkan” hedefi göstermiştir. “Biz Kazanacağız.”