Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) sünneti; kavlî, fiilî ve takrîrî olarak üç tanedir. Kavlî sünnet, Resûlullah (sas.)’in sözleri’ni, Fiilî sünnet eylemleri’ni, Takrîrî sünnet ise onaylayıcı tavırlarını ifade eder. Böylece şer‘î delillerin ikincisi olan Sünnet, Resûlullah’ın (sav) söz, fiil ve ikrarları olarak da tarif edilebilir. Zira bütün Müslümanlar, Resûlullah’ın (sav) sünnetine uymakla mükelleftir.

Allah ve Resulü herhangi bir konuda hüküm verdiklerinde artık mümin bir erkek veya kadın için işlerinde tercih hakları yoktur. Allah’ın ve resulünün emrine itaat etmeyenler doğru yoldan açıkça sapmışlardır. (Ahzâb Suresi, 36. Ayet)

Câbir b. Abdullah"ın rivayet ettiğine göre Resûlullah (sav hutbesinde teşehhüdden sonra şöyle buyururdu: “Sözün en güzeli Allah’ın (cc) Kitabı"dır. Rehberliğin en güzeli ise Muhammed"in rehberliğidir.”( İbn Hanbel, III, 320)

Ebû Hüreyre"nin naklettiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Bana itaat eden, Allah"a itaat etmiştir. Bana isyan eden de Allah"a isyan etmiştir...” (Müslim, İmâre, 33)

İmam Mâlik"e ulaştığına göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah"ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti. ” (Muvatta", Kader, 3)

Diğer taraftan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) kavlî, fiilî, takrîrî olarak tasnif edilen sünneti, kapsadığı hükümlerin babında Kur’ân-ı Kerîm’e göre durumu bakımından uyuşan, açıklayan ile yeni bir hüküm içeren sünnetler olarak yine üçlü bir kategori altında tasnif edilir. İlkin uyuşan sünnetler, Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan herhangi bir hükmü destekleyen sünnettir. Uyuşan sünnetler kapsamındaki hüküm hem Kur’ân-ı Kerîm’de yer almakta hem Resûlullah (sav) Sünneti ile desteklenmektedir. Akabinde açıklayan sünnetler, Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan herhangi bir hükmü açıklayan sünnettir. Zira Kur’ân-ı Kerîm namazı farz kılmakta (Bakara Suresi, 43. Ayet ) ama vakitleri, rükûnları ve rekâtları hakkında bilgiye yer vermemektedir. Bunlar açıklayan sünnetlerden öğrenilir.

 *

Şer‘î deliller arasında yer alan Kur’ân-ı Kerîm ile Sünnet kapsamında hakkında herhangi bir hüküm (nass) bulunmayan konuların çözülmesi adına şer‘î delillerin üçüncüsü olarak İcmâ kabul edilmektedir. İcmâ hakkındaki dayanak Nisâ Suresi’nin 115. ayeti olarak kabul edilir.

Yolun doğrusu kendine apaçık belli olduktan sonra Resûlullah’a karşı çıkan ve müminlerin yolundan başkasını izleyen kimseyi saptığı yönde bırakırız ve onu cehenneme atarız. Orası varılacak ne kötü bir yerdir!( Nisâ Suresi, 115. Ayet)

Nitekim Nisâ Suresi’nin 115. ayeti, Müminlerin gittiği yoldan başka herhangi bir yolun izlenmesini yasaklamaktadır. Elbette Müminlerin takip ettiği yol maddî yahut fizikî bir istikameti tarif etmemekte, zira yoldan kast edilen Müminlerin dinî yaşamlarında ittifak ederek yani icmâ ile benimsediği istikamet yani fikir birliğidir.Öyle ki Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) bir Hadis-i Şerifi’nde bu konunun hakkında “ümmetim asla sapıklıkta birleşmez. Bundan dolayı ihtilâf gördüğünüzde çoğunluğa uyun.”( İbn Mâce, Fiten, 8)  buyurmuştur.

…Siz de ortaklarınızı toplayıp ne yapacağınızı kararlaştırın… (Yûnus Suresi, 71. Ayet)

Böylece icmâ, Kur’ân-ı Kerîm ile Sünnet kapsamında hakkında geçen herhangi bir hüküm (nass) bulunmayan konularda müctehidlerin, fikir birliğine varmasıdır. İcmânın gerçekleşmesi için görüş birliğine varan kimselerin müctehid yani ictihâd derecesine erişmiş olması gerekir.