Siyaset ve politikaya hak ettiğinden fazla yer ve değer vermek haksızlık. Ayrıca dünya var olduğu müddetçe günübirlik sıkıntılar hiç eksik olmayacak. Yani diğer bir deyişle “Hak” ile “Batıl”ın mücadelesi kıyamete dek sürecek.

Bundan dolayı hemen her günümüzü bilhassa politik mülahazalarla doldurmak ve meşgul etmek kendimize de haksızlık, doğru da değil.

Çok kullanılan bir tabiri yine kullanacağım: “Kendi gündemimizi oluşturmalı ve kendi gündemimizle meşgul olmalıyız!

Hiç kuşkusuz son dönemde en fazla canımızı yakan, haddinden fazla canımızı sıkan olaylarla cebelleşiyoruz.  Türlü sıkıntılar karşısında öfkemiz bazen aklımıza galebe çalabiliyor. Yaşanan olumsuzlukları bir çırpıda yok etmek imkânsız. Uzun zaman alır diye hiçbir şey yapmamak da doğru değil. Çoğu alanda olduğu gibi bu hususlarda da acil, yakın, orta ve uzun vadeli eylem planları geliştirip tatbik etmeye mecburuz.

Deizm ile ilgili tartışmaların olduğu günleri bir hatırlayın. Art niyetli bir kesimce cımbızla seçilerek gözümüze sokulan iğrenç olayları; çocuk taciz ve tecavüzlerini, insanlık dışı suçları, terörün farklı versiyonlarını… Hararetli tartışmaların nihayetinde somut adımlar attık mı, atıldı mı bir sorgulayın? Hemen tepsi enerjimizi haddinden fazla yok ediyor. Yine son olarak ülkemize açılan ekonomik savaş, bağımsızlığımıza tasallut eden şer odaklarının saldırıları yanında uzun zamandır var olan iç sorunlarımız devam ediyor.

Dış müdahaleleri öyle veya böyle, er veya geç bertaraf edeceğimizden kuşkum yok. Beni asıl kaygılandıran bizim kendi sorunlarımız. Yani ormanın hastalanması: Bazı ağaçlar tedavi edilemeyecek kurtarılamayacak derecede hasta. Ormanı toptan yok etme gibi bir seçenek de imkansız. Çünkü taze ve körpe fidanlar da ormana dahil.

O halde yapılması gereken ister seyreltme yöntemi deyin, isterseniz başka bir ad bulun kurtulamayacak derecede hasta olan ağaçlarla meşgul olmak yerine filizlenmekte olanlara ve körpe fidanlara odaklanmak. Onlara da hastalık bulaşmasına engel olarak sıhhatli bir şekilde gelişmelerini sağlamak.

Günümüz toplumunun tutulduğu onulmaz hastalığın gelecek nesillere sirayet etmesine de engel olmak durumundayız. Şikayet ederek, dövünerek, hamasi nutuklar atarak bu hastalıklar ortadan kalkmaz. Ahlaki dejenerasyonun önüne geçmek,  dünyevi mal-mülk, makam ve mevki hırsının yeni nesillere de sirayet etmesini önlemek hepimizin görevi.

Bir başkasını kurtarmadan önce kendimizi ve yakınlarımızı kurtarmak en öncelikli meselemiz. Zaten Allah’ın emri de bu: “Kendinizi ve ehlinizi ateşten koruyun” diyor Rabbimiz.

Nutuklar atarak, dayatmalarla değil onlara rol model olarak, örneklik teşkil ederek etkili olabiliriz.  Yapmadığımız şeyleri onlara öğütlemenin hiç mi hiç etkisi olmaz, olmuyor da!

Palyatif tedbirler çözüm getirmez. Sinek ilacı ile sineklerle mücadele etmek yerine bataklıkların kurutulması gerek.

Çok sık vurgulamaya çalıştığım asıların birikimi olan medeniyetimizin ihyası her şeyden çok daha önemli. Hemen her alanda popülizmin çekim eksenine girmemiş, hamasetten uzak, haddinden fazla övgü-yerginin kıyısına köşesine yanaşmayan kaliteli-liyakatli insanlara ihtiyacımız var.

Hastalanan, çürümeye yüz tutmuş yaşlı ağaçlara takılıp kalmanın manası yok. Bizim asıl odaklanmamız gereken yeni filizlenen, taptaze fidanlar. Bugünümüzü de yarınlarımızı da onlar kurtaracak.