İnsanoğlu yaratıldığından beri hep bir arayış içinde olmuş, gerçeklerin peşinde koşmuştur. Gerçi aydınlığın, aydınlanmanın peşinde koşanlar kadar karanlığın/statükonun muhafazasından, devamından yana olanlar da hep olmuştur.

Bundan 35-40 yıl önce kendimizce gerçeklerin peşindeydik. Ülkemizde yıllardan bu yana oluşan telif eser boşluğunun doldurulması amacıyla ardı ardına tercüme edilen kitapları okurduk. Farklı membalardan beslenen yazarları okumakla kalmayıp ulaşabildiklerimiz ile de yüz yüze görüşmeye çalışırdık. Türkiye dışındaki İslami hareketleri de takip etmeye de özen gösterirdik.

Bunlarla da kalmaz bizim dünya görüşümüzü ve inandığımız fikirlere sahip olmayan ve hatta taban tabana zıt olan yerli ve yabancı yazarları da mukayese amaçlı okurduk.

Bugün ise gerçekleri aramanın peşinde olmayanları hayretle karşılayanlar tuhaf ve farklı olarak nitelendiriliyor.

Yine günümüzde farklı düşünenlere karşı tuhaf bir tahammülsüzlük var.

Pek çok kimse sözleri ile tek tipçiliği eleştirirken zihinlerinde tek tipçi bir dünya tahayyülü var. Ana unsurlar bir yana nüanslar bile ayrıştırma aracı yapılıyor, damgalamada kullanılıyor. Tek tipçi zihniyetten yakınıp herkesin kendisi gibi inanması ve yaşamasını istemenin iler tutar tarafı yok.

Hep ahir zamandan söz edilip durur. Yaşanan problemlerin dozu arttıkça, farklı baskılar tahammül edilemez ve çözüm bulunamaz boyutlara ulaştığında “Ahir zamandayız, bunlar hep kıyamet alametleri” demek kolaycılığına sığınılır.

Gerçekten de kıyametin kopmasının eşiğine mi geldik? Geldiğimizi farzetsek bile bu durumda üzerimizdeki yükümlülüklerin artık kalktığı anlamı mı çıkarılır?

Geçen gün elden ele dolaşan bir liste bana da ulaştı. Daha önce sosyal medyada benzerini gördüğüm bu listeyi görünce yıllar öce posta kutularına bırakılan “Bu mektubu okuduktan sonra şu kadar kişiye dağıtmazsan evin yanar, başına çok kötü işler gelir” tarzındaki mektuplar geldi aklıma.

Kesinlikle okunmaması gereken yüzlerce isim zikredilen listeyi okuyun ve mutlaka paylaşın, herkese ulaştırın gibi bir not da düşülmüş.

Kimin hazırladığı belli olmayan listedeki isimleri incelemem bile epey zamanımı aldı. Adamın bir (veya adamlar/kadınlar) yememiş, içmemiş üşenmeden 400’ü aşkın isimlik “kesinlikle okunmaması gerekenler listesi” düzenlemiş.

Belki listeyi ilk hazırlayan bu kadar ismi resimleri ve isimleri ile belirlememiş de olabilir ama kulaktan kulağa oyununda olduğu gibi birileri durumdan vazife çıkarak sevmediği, gıcık kaptığı isimleri de ekleyivermiş.

Bu ve benzeri konularda figüranlık yapanlar var. Başrol oynadığını sanan zavallı figüranlar.

Gerçi figüranlar bu işi para karşılığında bir iş olarak yaparlar. Bu zavallılar hiçbir ücret almadan gönüllü olarak “beleş figüranlık” mesleğini icra ediyorlar.

Bilhassa sanal alemde fenomenlik/şöhret peşinde koşan bazı zavallı troller kendini rollerine öylesine kaptırmış ki hangi rolü oynadığının bile farkında değil. Maalesef gerçek hayatta da bezer bir durum söz konusu. İnsanlar rol yapmanın peşinde. Gündelik olarak taktıkları ve farklı durumlara göre değiştirdikleri maskelere öylesine alışmışlar ki gerçekte kim olduklarını dahi unutmuş durumdalar.

Doğruyu, iyiyi ve güzeli okuyarak öğrenir, geliştirir ve pekiştirirsiniz.

Hiçbir satırını dahi okumadan sayısız kitabı olan kişileri, yazarları linç etmek, farklı ithamlarda bulunak hele de tek bir satırının dahi okunmamasını şiddetle tavsiye etmek en hafif tabiri ile işgüzarlıktan başkaca bir şey değildir.

Bir insanın sevip beğendiği kitap ve yazarları tavsiye etmesini anlayabiliyorum ama “Kesinlikle okunmayacak yazarlar ve kitaplar listesi” hazırlamayı anlamam mümkün değil.

Gerçeğin peşinde olanları “tuhaf varlıklar” olarak damgalayıp afişe etmek hatta sapıklıkla ve dinden çıkmakla suçlamak kimsenin hakkı değil, haddi de değil. Kimse durumdan vazife çıkarıp engizisyonlar oluşturmaya kalkmasın.

Biz yine de iyiye, doğruya ve güzele ulaşmak için okumaktan korkmayalım ve okumanın gayretinde olalım.