Çuvaldızı her fırsatta iktidara batırırken iğneyi de muhalefete batırmazsak haksızlık etmiş oluruz.
İktidar icra makamı olduğu için ve sorumluluk da kendilerinde olduğu için elbette eleştiri ve tenkitlerin doğal hedefidir. Ama 16 yıldır iktidarda olan AK Parti tüm yıpranmalara rağmen neden alternatifsiz bir şekilde iktidarda ve muhalefetten çok ciddi ve güçlü bir alternatif çıkmıyor sorusu çok daha önemli.
Sorulacak sorulardan bir diğeri de, mevcut durum iktidarın olağanüstü başarısından dolayı mı yoksa muhalefettekilerin olağanüstü başarısızlıklarından, becerisizliklerinden midir?
Zaman zaman ben de iktidarın bazı uygulamalarını eleştiren biriyim. Ama muhalefetin halini ve izlediği akıl-mantık dışı yolları görünce “Bunlar adamı AK Partili ederler” demekten kendimi alamıyorum.
Hal böyle olunca AK Parti teşkilatları “üretmeden kazanma” gibi bir durumla karşı karşıya kalıyorlar. Bu rehavet hemen her alanda politikalar üretmede de kendini gösteriyor. Yetişmiş, liyakatli, en iyi, en ideal ve en güzel için rekabet eden kişilerden ziyade ortada kalan mevcutla idare etme gibi bir durum yaşanıyor.
Aslında muhalefet tarafına bakıldığında bazı şeyler daha net anlaşılabilir. İktidar olma hususunda en ufak bir umudu olmayan siyasi parti ve hareketlerde bile bir yerlerde yer alma ve mevcut konumu koruma çabaları insanı hayrete düşürüyor.
Bunun en bariz örneklerinden biri Komünist Partide yaşandı. Yaklaşık 4 yıl önce Türkiye Komünist Partisi’nin ikiye bölünmesinin ardından oluşan Komünist Parti (KP) ve Halkın Türkiye Komünist Partisi (HTKP) üyeleri arasında devam eden gerilim geçtiğimiz yıl kavgaya dönüşmüş taşlı-sopalı, bıçaklı kavgada 15 kişi yaralanmıştı.
Benzer durum Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi için de söz konusu.(CHP’yi her fırsatta ele alıyoruz zaten) Bilhassa Milli Görüş hareketinin lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vefatından sonra Saadet’te çoğumuzun anlamakta güçlük çektiği şeyler yaşanıyor.
Ortalıkta dolaşan bazı komplo teorilerini artık duymak bile istemiyorum. Bazı şeyleri n arka planında ne var diye araştırmak herkesin görevi değil. İnsanlar zahirde görünene göre hareket eder. Tavır ve davranışların ilkelere ve akla-mantığa ters düşmemesi de icap eder.
Saadet Partisi ile Fatih Erbakan’ın yeni kuracağı parti arasında yaşananlar (kim haklı kim hasız tartışmasına girmeden) başta kendini gönülden Milli Görüş’e dahil gören istisnasız herkesi derinden yaralıyor.
Ne “Muhalefet boşluğu var” diye şikayet etmek ne de iktidarın her yaptığını doğru kabul etmek gerek. Muhalefetin yetersiz oluşu iktidarın her yaptığını doğru olarak tescillemediği gibi bugün yapılan yanlışlar geçmişte yapılan doğruları da silmez/ortadan kaldırmaz.
Yani 3 yanlış bir doğruyu götürmediği gibi geçmişte yapılan doğrular yapılmakta olan yanlışları mazur göstermez.
Ülkemizde sorunlu muhalefet etme biçimi hatta “ülke batarsa batsın yeter ki bu iktidar/Erdoğan gitsin” anlayışı da ayrı mecralarda değerlendirilmesi gereken sorunlu hususlardan.
İktidarı eleştirmenin dayanılmaz cazibesinden azıcık vazgeçerek muhalefettekilerin yapması gereken; bezginlik göstermeden, kazanılmış/öğrenilmiş çaresizlik sendromuna kapılmadan, sabırla doğru projeler üretmek, bilhassa kendi içlerinde tutarlı olarak halkı da buna ikna etmek ve de umutlarını öldürmemek.
Aynı siyasi/politik düşüncelere sahip olmayanları hor görme hatta yeri geldi mi duvarlar örme, aşağılama ve adavet olmazsa olmaz kural haline gelmeye devam ederse mutlu yarınlar ve “Umran” hayalden öteye geçemez.