"Ölecek ve toprak olacağız!"

"Öleceksek, dövüşerek ölelim!"

"Bizim ölülerimiz cennette; sizinkiler ise cehennem çukurlarına yuvarlandılar!"

"Ölüm, ölüm dediğin nedir ki gülüm!"

Biz yaşayanlar, dünyalılar, dik yürüyenler bilmediğimiz şeyleri konuşmayı, kurcalamayı, temelsiz düşünmeyi pek sever; bilmediğimizi bilmeyi ya da anlamayı pek hazzetmeyiz.

İnsanlar, özellikle de erkekler; Allah, kadın ve ölüm hakkında ileri geri uzun uzun konuşurlar. Kadınların konuşmalarına ise erkekleri, çocukları ve süs malzemelerini ekleyelim. Bilmediğini, eksiğini, olmayanı çok kurcalarmış insanoğlu. Kendinde olmayanı, ötekini... Ancak bu kurcalayanlardan çok azı madeni kazmaya başlar, kimi aradığına ulaşacak kadar kendine dürüsttür. Kimi ise yolun başında, kimi de yolun yarısında geri döner. Madenin kapısında oturup da "Burada kömür var, burada linyit var, buradan bir şey çıkmaz!" diye konuşup sigara tellendirenler ise her zaman çoğunluktadır ve madenler hakkında en çok onlar bilirler.

Ölüm ise yaşamı da yaşatmayı da pek beceremeyenlerin dilinde bir ölü eti gibi dolanır durur. Ölüm bilgisi belki de bilgilerin en katı en öğretici en acımasız en kesin olanıdır. Zira, ölüm bilgisinden bir parmak alanların dahi ağzının tadı kaçar. Belki de bu sebeple ölüm hakkında ileri geri konuşmazlar. Yaşayanlar için en büyük öğretmenlerden biri açlıktır, derler. Sonrasında fukaralık gelirmiş. Oysa tüm hocaların hocası ölüm, sessizce son dersi vermek için bekler. Ne derler hani; assolistler sahneye sonra çıkarmış. Assolistin geleceğini bilen hakiki sanatseverler ise o gelene kadar birçok kulak tırmalayıcı sese boyun eğer, katlanır.

***

İnsanların imansızlığı değil izansızlığıdır inanan insanın belini kıran, dilini lal eden. Yoksa kim neyin imansızı olursa olsun; birilerinin imanı değildir bizi cennete götürecek olan. İnsan, izan ile kemal bulur. İman ile bu kemal taçlanır. Hem inanma ayn-el yakin ve ilm-el yakin ile olur ki her ikisi de gayret ile, nasip iledir. Ancak, izan olması için emek olmazsa olmazdır. Anlamak, bedel ister. Belki de bu sebeple birbirini anlayan azdır; beni anlamıyorlar, diyen çoktur!

Allah, ölüm, kadın, erkek, aşk... Tüm bu etsiz, kemiksiz lakin dehşet derinlikte manası olan bu kelimeler de tıpkı gönül gibi sırrını izanı olana verendir. İzan için ter döken, gayret gösterene kapılarını açarlar. İzanı olanın idraki, idraki olanın bir merhameti, merhameti olanın bir adaleti, adaleti olanın ise kalp kalesinde ılıklaşan, yavaş yavaş yanan bir ateşi vardır. Belki de bu sebeple 'Dinlediğine hak verirsin, anlarsın!' derler. Hatırıma geldi: Mekke'nin müşriklerine Ebu Talip, "Oʻnu dinlemediniz ki reddedesiniz!" demişti. Evet, Hz Muhammed’i (sav) dinlemediler ama reddettiler. Anlamadığı, dinlemediği, izan terazisine vurmadığını reddetmek ademoğlunun en kolaycı yanı. Dinlemek gayret iledir, derken; dinlemek de nasiptir, demeye geliyor artık.

***

Kendini Hegel, Kant, ibn-i Arabi zanneden niceleri, 'Beni anlamıyorlar' diye feryat ediyor türlü mecralarda. Oysa aynılaşmış, kuntlaşmış, hatta mankurtlaşmış taraf olanlar, yılmaz önyargılarıyla aynı yalanın peşine nasıl olsa alem takılmış, ben de takılayım, herkesin gittiği, kalabalığın içinde gidersem kurt kapmaz, diyen insanların dünyasında anlaşılmayacak ne var ki?! Virgillius'un "Ayak takımı" dediği bir kitle vardır ki bu sadece gelir seviyesi düşük olan insanlar, proletarya sınıfı falan değildir. Ayak takımı; akılsız başın cezasını ayaklar çeker, dedikleri ayaklarıyla cennete gideceğini zannedenlerdir. Cennete ayakla gidilmezmiş! Ayakla en fazla ayak takımı olmuş kitlelerin arasında kalp ezmeye gidilir. Gayret etmeyenin de amaca ereceği, bedel ödemeyenin en güzel olanı alacağı, ter dökmeyenin en hünerli kabul edileceği dünyada insanlar Allah’tan, kadından, aşktan, erkeklerden bahsetmeye devam ediyorlar. "Ellerimizde kocaman, geçici oyuncak zaferler" kazana kazana, ölüm ve iman hakkında konuşuyoruz. Geriye kalan sadece gönül yorgunluğu değil; can telefi olsa gerek. Zira "Ölüm, Allah’ın emri; ayrılık olmayaydı!" sözünü söyleyen bir zekanın derinliğini arıyoruz. Ayrılığı hatırlayan ruhlardan öğrenecek çok şeyimiz var. En çok da insan kalmakla ilgili. İnsan kalmak, izan ile mümkün imiş.